Cumhuriyet Halk Partisi’nde son zamanlarda sıkça tartışılan bir konu var!
Ön seçim.

Önümüzdeki seçimlerde örgütün milletvekili adaylarının ön seçimle belirlenmesi gerektiği söyleniyor.

Kulağa hoş geliyor, değil mi?

Demokrasi, katılım, örgüt iradesi…

Peki, ama bu ön seçim kimin ön seçimi olacak?

Birilerinin zaten önceden seçtiklerini, sözde bir ön seçimle mi onaylayacağız?
Bu mu demokratik yarış?
Bu mu örgüt iradesi?

Ön seçim diyorsak önce bunun altyapısını konuşmak zorundayız.
Anahtar listeler elden ele gezerek mi yapılacak bu ön seçim?
Delegelerin kulağına fısıldanan isimlerle mi belirlenecek adaylar?
Sırtını belli odaklara yaslayanların yine aynı sırtları sıvazlayarak kazandığı bir tablo mu çıkacak karşımıza?

Sonra da çıkıp “Sandıktan ben çıktım kardeşim” diye nutuk mu atılacak?
Marş mı okuyacaksınız, masal mı anlatacaksınız?

Hadi canım siz de!

Arkasına ağayı, baronu, yerel derebeyini alanların mı ön seçimi olacak bu?
Parası olanın, gücü olanın, telefonu daha çok çalanın mı kazanacağı bir yarış mı bu?

Güldürmeyin insanı.

Ön seçim, gerçekten eşit koşullarda yapılmıyorsa, örgüt baskı altında kalıyorsa, delegeler yönlendiriliyorsa, liste çoktan yazılmışsa…

Onun adı ön seçim olmaz.
Olsa olsa önceden ayarlanmış bir tiyatro olur.

Demokrasi, sandığı kurmakla değil, o sandığın iradesini korumakla olur.
Aksi hâlde, adına ne derseniz deyin…
Bu bir yarış değil, sadece kötü yazılmış bir senaryodur.

Ve o senaryoyu artık kimse yutmuyor.