Nasıl söylenirdi? “Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz!” bu söz galiba bizim tarla- Pazar-vatandaş üçgenindeki en önemli anlatım mottomuz olmalı…

Süleyman Buluşan’ı çok severim. Bir dönem Eskişehir, bölünmeden sonra da Tepebaşı Ziraat Odası Başkanlığı yaptı. Bu işleri hiçbir zaman masa başında yapanlardan olmadı. Bir taraftan üretmeye devam etti, diğer taraftan çiftçinin, üreticinin sorunlarını dümdüz söyledi uyardı. Merhum usta gazeteci Bekir Coşkun’un köşesinin adı neydi? “10’uncu köy” değil mi? niye “10’uncu köy” başlığını koymuştu köşesine biliyor musunuz? “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” da ondan… Kalemini eğip bükmediği için meslek hayatı boyunca 10 köy gezmişti…

Bizim Süleyman Buluşan da o dimdik duruşu, çalışkanlığı ve sorunların çözümü konusundaki dik duruşu ve doğruları hemen her ortamda söylemesi sebebiyle kimseye yaranamadı. Şimdi Yeşil Sakarya Vadisi Üreticiler Birliği Başkanı olarak yine doğruları savunmayı sürdürüyor.

Geçtiğimiz gün bir açıklama yapmış; “Biz son nesiliz” diyor… Yani üreten, emek veren ülkenin insanını doyuran üreticilerin her geçen gün üretimi terk ettiğini anlatıyor. Acı bir gerçeği haykırıyor aslında. Peki, kim farkında…

Kendimden örnek vereyim.. Eşime ait 200 metrekare bile olmayan bir alanda bu yıl çocuklar biraz domates, patlıcan, biber gibi sebze üretmek için çalışalım dediler… 200 metrekare bile olmayan alan için sadece 5 Bin TL çim parasının ardından 2 çuval solucan gübresi için 2 Bin TL verdik… Daha işin içinde şeker gübresi denilen potasyum fosfat, ödenecek su parası falan yok… Ne ürün alınacağını da bilmiyoruz.. Bunun çapalaması var, suyu var, otunun temizlenmesi var… Var oğlu var… Yani emek yoğun bir çalışma gerekiyor… Sonuçta ne olacağını doğrusunu isterseniz ben de merak etmekle birlikte bu işin hiçte kolay olmadığını hepimiz kabul ediyoruz.

Hal böyle iken milyonlarca insanın ihtiyacını karşılamak için binlerce dönüm arazide çalışan ve ürettiği ürünün pazara giderken maliyetini bile karşılamakta zorluk çeken üretici dönüp bir daha geri bakar mı? Bu işin doğal afeti var görünmeyen masrafları var ve sonuçta yaşanan tam bir hayal kırıklığı… Vatandaş açısından baktığınızda ise durum daha vahim.. Alım gücü artan fiyatlar karşısında her geçen gün düşen vatandaş artık pazardan tane ile bile mutfağında aş kaynatacak ürün alırken düşünür halde… Pazarcı diyor ki; fiyatların yüksekliği bizden kaynaklanmıyor. Haklılar… Üreticiler maliyetlere yetişemiyor üstüne üstlük parada kazanamıyor haklılar. Haksız olan kim bilin bakalım…

Onun yorumunu bile yapmaya gerek yok… Bir zamanlar üretimi ile dünyanın kendi kendine yetebilen 7 ülkesinden biri olan güzel ülkemizin geldiği noktaya bakın. Üretici üretmekten vazgeçince ne olacak? Başka ülkelerin üreticilerinin ürünleri sanki tezgâhlarımızda daha mı az fiyata satılacak? Kapılarımızı yabancı ürünlere sonu kadar açınca sorunlarımızı çözebilir miyiz?

Acı olan taraf şu ki bugün üretenler yarın yok olduğunda kime neyi ürettireceğiz? Bir şeyler açıkça yanlış… Yanlışa yanlış demenin bedeli de çok ağır bir ülkede yaşıyoruz. Umarım yarınlar da çok geç kalmayız… İnşallah yarınlarda bugünlerimizi aramayız…