Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u ziyaret etmesi dikkat çekti.
Bugün öyle bir siyasi ortamdan geçiyoruz ki bırakın CHP’li bir belediye başkanının AK Partili bir bakanı ziyaret etmesini, CHP’li bir isim AK Parti il binasının önünden geçse bile anlam yüklenir.
Dolayısıyla tepki gelmesi şaşırtıcı değil.
Ancak hafızalarımız biraz kısa galiba.
Benzer bir ziyareti aylar önce Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce gerçekleştirmişti.
Üstelik yalnızca ziyaret etmekle kalmamış, o kareyi kamuoyuyla paylaşmış ve oldukça net ifadeler kullanmıştı:
“Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum'u ziyaret ederek şehrimizi ilgilendiren konularla ilgili verimli geçen bir toplantı gerçekleştirdik. Kapalı pazar yeri projesi için çok yakında pazarcı esnafımıza ve hemşehrilerimize bir müjde vereceğiz. Projenin hayata geçmesi için destek veren AK Parti İl Başkanı Sayın Gürhan Albayrak’a, milletvekillerimiz Sayın Fatih Dönmez’e, Sayın Ayşen Gürcan’a ve Sayın Nebi Hatipoğlu’na teşekkür ediyorum.”
O gün o fotoğraf karelerine “birlik ve beraberlik” diyenler de oldu.
“Ortak akıl” vurgusu yapanlar da…
Ama aynı kareye bakıp, “iktidarın politikalarına fiilen onay vermek” olarak yorumlayanlar da vardı.
Ben o gün ikinci şıkka daha yakındım.
Çünkü siyaset sadece nezaket ziyaretlerinden ibaret değildir.
Eleştirdiğiniz bir iktidarla hangi noktada, hangi gerekçeyle, hangi sınırlar içinde yan yana durduğunuz önemlidir.
Eleştiri yapıp icraatta aynı masaya oturuyorsanız, bunun izahını da kamuoyuna net yapmak zorundasınız.
Bugün Burcu Köksal’ın ziyareti farklı bir zeminde tartışılıyor.
“CHP’den AK Parti’ye geçiş mi var?” sorusu soruluyor.
Oysa mesele sadece bir parti değişimi tartışması değil.
Yerel yönetimlerin hizmet için merkezi iktidarla temas kurması mı konuşuluyor yoksa siyasi yönlerin değişkenliği mi?
Hizmet için yapılan her temas elbette meşrudur.
Bir belediye başkanı kenti için kapı çalıyorsa kimse buna itiraz etmez.
Ancak siyaset bazen zamanlamadır.
Fotoğraf kareleri yalnızca bir görüşmeyi değil, bir duruşu da temsil eder.
Dün “iktidara karşıyız” diyerek oy isteyenler, bugün aynı iktidarla aynı kadrajda yer aldığında seçmen de doğal olarak sorar…
Bu bir zorunlu temas mı yoksa yeni bir yön arayışı mı?
Kimileri buna “siyasetin doğası” der.
Kimileri önemli olan “kentin yararı…”
Ama işin ilginci, sorular cevapsız kaldıkça gözler fotoğraf karelerine takılıyor.
Ve seçmen sadece o karede kalıyor.
Gerisi anlamını yitiriyor.
Bazen siyasette tek gerçek yan yana duranın yönünün sorgulanmasıdır.
Bazı kareler sadece fotoğraf değildir, sessiz bir şekilde “yön değiştiriyorum” mesajıdır.
Hem de tüm kamuoyuna…