Öncelikle tüm okuyucularımızın mübarek Ramazan-ı Şerif ayını en kalbi duygularımla tebrik ediyorum. Bu mübarek ayın; insanımıza, ülkemize, mazlum milletlere, İslam dünyasına ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum. Ramazan ayı, gerçek anlamda bir barış ve kardeşlik ayıdır. Dayanışma, yardımlaşma ve paylaşmak Ramazan’ın ruhunu oluşturur. Ama hepimizin diline pelesenk olan o soru var ya: “Nerede o eski Ramazanlar?”

Bugün bu sorunun tam bir karşılığı yok. Ya zaman bizi eskitiyor… Ya da asıl eskiyen; saf, temiz ve samimi duygularımız. Eskiler boşuna dememiş: “Yıl yılı aratıyor.” Tam da o noktadayız. Her geçen zaman sanki aleyhimize işliyor.

Ramazan ayının en güzel simgelerinden olan davulcuların bile tadı kalmadı. Motosiklet ya da küçük bir pikap üzerinde birkaç tıngırtıyla mahalle aralarında dolaşan davulcular mı, yoksa manileriyle, coşkularıyla her kapının önünde duran, sokağı adeta inleten eski davulcular mı?

Bir de Ramazan topları vardı…

Çatak Bayırı’ndan patlatılan, herkesin gözünü kulağını o yöne çevirdiği o anların heyecanı… Sahi, ne oldu Ramazan toplarımıza? Tarhana kokan sokaklar, iftar saatini beklerken yaşanan o çocukça heyecan… Her yıl biraz daha körelen saf ve masum duygular… İşte bugün kaybettiğimiz tam olarak bunlar.

28 bin 75 liralık asgari ücretle, 20 bin lirayı bile bulmayan emekli maaşıyla hayata tutunmaya çalışan milyonların gönlü kırık. Bugün yaşadığımız “Ramazan coşkusu”, ne yazık ki buruk bir coşku. En alt gelir grubuna dahil milyonların bu kadar zorlandığı bir dönemi hatırlıyor musunuz? Eskişehir’de, geçmiş yıllarda belediyelerin daha geniş katılımlarla düzenlediği dayanışma sofralarının azaldığına tanıklık ediyoruz. Bu Ramazan’da; Eskişehir Büyükşehir Belediyesi kırsalda, Odunpazarı Belediyesi ve Tepebaşı Belediyesi ile AK Parti Eskişehir İl Başkanlığı merkezde iftar programları düzenleyecek.

Milyonların yoksulluk ve yoksunluk girdabında bir Ramazan geçirmesine gönlü razı olmayanların çabasını elbette takdir ediyoruz. Ancak şu soruyu sormadan da edemiyoruz: Sadece Ramazan ayında gariplerin, yoksulların hatırlanması yeterli mi? Yıl dediğiniz şey 12 ay, 365 gün. Bir ayı çıkardığınızda geriye 11 ay, 335 gün kalıyor. Ramazan boyunca insanları aynı sofrada buluşturmak elbette kıymetli. Ama insanların kendi sofralarında; çoluk çocuklarıyla, torunlarıyla, gönül rahatlığıyla buluşabilmesi daha değerli değil mi?

Ramazan’ın manevi atmosferi elbette tüm toplumu kuşatmalı. Yoksulların, garibanların sevindirilmesi önemli. Ama her geçen gün yoksullaşan insan sayısının artması, mutlu bir azınlık ile geniş yoksul kitleler arasındaki makasın açılması sizin de yüreğinizi yaralamıyor mu? “Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek” düsturunu unutmadan, yoksulu incitmeden, hissettirmeden destek olabilenlere ne mutlu…

Çünkü Ramazan bir ay…

Ama hayat, 365 gün.