Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’un hayat hikâyesi, gazeteci Arif Anbar imzasıyla “Bir halk adamının yolculuğu” başlığıyla Şubat 2026’da kitaplaştı.
O gün de söylemiştim!

Emeğinize sağlık.

Elbette eleştirilerim vardı.

Özellikle bütçe meselesi başta olmak üzere bazı noktalara değinmiştim.
Ama bugün aynı şeyleri tekrarlayacak değilim.

Çünkü başka bir yere dikkat çekmek istiyorum.

Malum…
Bu aralar yaşam hikâyeleri üzerinden kitap yazmak moda.

Dün bir dost meclisinde otururken konu yine buraya geldi.
Bir arkadaşım, “Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ın hayat hikâyesini de sen yazsana” dedi.

Duraksadım.
Kısa bir süre düşündüm.
Sonra net bir cevap verdim!

“Yazarım.”

Çünkü Ahmet Ataç’ın hikâyesi sadece bir belediye başkanının kariyer yolculuğu değil.
Aynı zamanda bir dönemin, bir anlayışın ve bir tarihin hikayesi.

Diş hekimliğinden başlayan bir hayat…
Sonra siyasetin içinde yoğrulan yıllar…
Ve nihayetinde bir kente yön veren uzun soluklu bir başkanlık serüveni…

Ama mesele sadece unvanlar değil.

Asıl mesele o yolculukta biriktirilenler.
Görmezden gelinenler, bilinmeyenler, anlatılmayanlar…

Siyasetin perde arkası…
Kırılma anları…

Kırgınlıklar…
Riskler, tercihler, bedeller…

İşte asıl kitap burada başlar.

Eğer gerçekten yazılacaksa bir hayat hikâyesi…
Sadece başarıları değil, tereddütleri de anlatmalı.
Sadece alkışları değil, sessizlikleri de…

Ben yazarım.
Ama tek bir şartla…

Gerçekler eksiksiz olacak.
Hiçbir sayfa “eksik” kalmayacak.

Çünkü yarım anlatılan hikâye, hikâye değildir.

Ve bazen satır araları en çok konuşulan ve etki eden kısımdır.

Çünkü satır aralarından çıkar bir roman…

Bir öykü…

Bir destan…

Ve eğer bir gün o masa kurulursa…
Ben hazırım denilirse…

Satırlar sana emanet diye düşünülürse…

Ben hazırım.

Yazarım.

O kitabın adı bile şimdiden hazır…

“Satır aralarında Ahmet abi.”