Sadece 24 saatte 8 kadın cinayete kurban gitti. Haber şöyle; “Ülkemizde kadın cinayetleri hız kesmiyor. Son 24 saatte 8 kadın daha erkek şiddetine ve cinayete kurban gitti. Bursa, İzmir, Erzurum, İstanbul, Sakarya ve Denizli’ de toplam 8 kadın, erkek şiddetine kurban gitti. Olayların kurbanları kadınlar katilleri ise ya mevcut eşleri ya da ayrıldıkları eşleri oldu.”
Gerçekten çok hazin bir tablo. Ülkemizde kadına şiddet yükselirken bu konuda alınan bir dizi önlemde yetersiz kalıyor. Kadınlarımızı koruyacak gerekli düzenlemelerin yapılması artık kaçınılmaz. Bir dizi önlem diyorum, uzaklaştırma, yakın koruma, sığınma evleri, çeşitli uygulamalar ile imdat çağrısı yapabilme imkanları gerçekten yeterli değil. Sebep ne olursa olsun kadına yönelen şiddetin kabul edilebilir bir tarafı olamaz. Ancak bu konuda toplumsal bir seferberlik ihtiyacı olduğu kesin. Kağıda yazılan uygulamalar kadınlarımızı korumaya yetmiyor. Sokağa taşan tepkilerde seslerini duyurmak isteyen kadınların sesinin yeterince gür çıkmadığına da tanıklık ediyoruz. Sahi şiddetin hiçbir türü kabul edilemez ama özellikle kadına ve kadın hayatına yönelik şiddetin önlenmesi için daha ciddi ve daha caydırıcı önlemlerin alınmasının kaçınılmaz olduğunu hepimizin kabul etmesi ve görmesi gerekiyor. İnsanlık tarihi boyunca tartışılan şiddet meselesi gerçekten çok önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor. Modernleşen dünyada, insan hakları evrensel beyannamesinde de belirtilen “yaşam hakkı” üzerinden değerlendirilmesi gereken bir konu. Sonuçta kadında bir insan ve onun yaşam hakkı da kutsaldır. Modernite açısından baktığınızda böyle, bizim töremizde de kadının yeri çok önemli. İnancımız açısından bakarsanız da şiddetin kabul edilebilir tarafının olmadığı açık ve net bir biçimde anlaşılır. Kadın ve erkek bir elmanın iki yarısı gibi değil mi? Hayatı paylaştığımız bir insanı nasıl olurda şiddete maruz bırakabiliriz ki? Bir insan bu kadar nasıl öfkeli olabilir? Öfkesinin sonunda nasıl bir cana kıyabilir? Kadını zayıf görmek, ona şiddeti uygulanabilir görmek hiçbir insani davranış ve tutumla izah edilemez.
***
Emeklilerin beklentisi suya düştü…
Emekli maaş artışları ile ilgili kamuoyunda yapılan değerlendirmeler ile ilgili olarak son noktayı Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan koydu. Cumhurbaşkanı Kütahya’daki konuşmasında “emekliler için 10 bin TL seyyanen zam yapılması” durumunda kamu çalışanlarının yarısının maaşının ödenmesinin mümkün olmadığını belirterek muhalefeti ve bu tartışmaları yürütenleri hesap kitap bilmemekle eleştirdi. Bu gelişmelerden sonra emekliler ile hayali haber yapanların hevesleri umuyorum ki kursaklarında kalmıştır. Ancak bu açıklamada emeklilerin durumlarının iyileştirilmesinin şu an için mümkün olmadığı anlamına geliyor mu çok emin değilim.
Acı gerçek o ki ülkede asgari ücret ortalama maaş hesabına döndü. Bunun yanında 16 milyon emeklinin çalışan nüfusa göre gerçekten sayısal olarak yüksek olduğu gerçeğini bilmeden emeklilere umut satanların da gerçeklerden haberdar olmadıklarını çok net bir biçimde anlayabiliyoruz. Ekonominin en önemli sorunu üretim ve istihdam. Üretim ve istihdam olmadan emekli maaşlarını da, diğer ücretleri de yükseltmenin ve enflasyonun önüne geçmek mümkün görünmüyor. Realiteler üzerinden hesap yapmadığımız sürece hiçbir sorunu çözümleyemeyeceğimizi anlamamız gerekiyor.