Karamanlı Mehmet Bey ile Eskişehirli hemşerimiz Yunus Emre olmasaydı, bugün muhtemelen Türkçe dışında bir dil ile konuşacaktık. Anlaşamayacaktık. Türklükten de bahsedemeyecektik. Başka bir şey olacaktık. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk tam 95 yıl önce Birinci Türk Kurultayı’nın topladı. Türkçeyi Karamalı Mehmet Bey ve Yunus Emre’den yüzlerce yıl sonra bir kez daha arındırmaya çalıştı. Eskişehir’in tarihi bölgesinde en azından tüm tabelaların Türkçe olması beklenir. Ama şehrin tarihi bölgesi başta olmak üzere, genelinde dilimizin dönmediği tabelalar ile karşılaşıyoruz. Bu tabelaların anlamını bir birimize soruyoruz. Yön duygumuzu bile yitirdik. Yabancı isimli yerleri bulmakta zorluk çekiyoruz.
KALICI OLMAZ
Bir milletin bağımsızlığı yalnızca sınır çizgileriyle korunmaz. Dil bağımsızlığı olmadan siyasi ve ekonomik bağımsızlığın da kalıcı olması zordur. Bugünlerde 95. yılını kutladığımız Türk Dil Bayramı bu nedenle yalnızca bir kutlama tarihi değildir. 95 yıl önce 1932 de ‘ Birinci Türk Dili Kurultayı'nın toplanması, Cumhuriyet'in kültür alanında attığı en önemli adımlardan biridir.
Atatürk'ün öncülüğünde kurulan Türk Dil Kurumu ile Türkçenin bilim, eğitim, sanat ve devlet hayatında güçlü bir dil haline getirilmesi hedeflendi. Eskişehir’de de yabancı isimli tabelalardaki artışı göz önünde bulundurarak, Bugün aradan geçen onca yıldan sonra yeniden aynı soruyu sormak zorundayız. Türkçe, Türkiye'nin geleceğini kuran dil mi olacak, yoksa teknoloji, ekonomi ve popüler kültürün baskısı altında kamusal alanda giderek geri mi çekilecek? Gerçekten sorun, birkaç yabancı kelime değildir. Yeni kavramları kendi dilimizde üretme ve düşünce dünyamızı Türkçe kurma kapasitemizdir. Bilimsel bir kavram ortaya çıktığında Türkçe karşılığını üretebiliyor muyuz? Çocuklarımız düşüncelerini açık, anlaşılır ve güçlü bir Türkçeyle ifade edebiliyor mu?
Gazetelerimiz, televizyonlarımız ve dijital medya Türkçenin anlatım gücünü koruyor mu? Türk Dil Bayramı bu nedenle yalnızca bir tören günü değildir.
ESKİŞEHİR’DEKİ GÖREV
Dil, düşüncenin altyapısıdır. Kendi kavramlarını üretemeyen toplum, başkasının kavramlarıyla düşünmeye başlar. Bu noktada Eskişehir'in önünde önemli bir görev bulunuyor. Eskişehir sıradan bir Anadolu kenti değildir. Üniversiteleri, öğrenci nüfusu, kültür-sanat hayatı, tiyatroları, basını ve Cumhuriyetle şekillenmiş kent kimliğiyle Türkiye'nin kültür merkezlerinden biridir.
Anadolu Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Eskişehir Teknik Üniversitesi bu açıdan yalnızca eğitim kurumları değildir. Aynı zamanda Türkçenin bilim dili olarak geliştirilmesinde önemli merkezlerdir. Türkçe bilimsel yayınların desteklenmesi gerekir. Yerel tarih ve edebiyat araştırmalarının teşvik edilmesi gerekiyor. Eskişehir'in yetiştirdiği yazarların, şairlerin ve gazetecilerin genç kuşaklarla buluşturulması gerekiyor. Eskişehir basında nitelikli Türkçe kullanımının güçlendirilmesi gerekiyor.
Bir kentin kültür politikası aynı zamanda dil politikasıdır.
ESKİŞEHİR BASININA GÖREV
Eskişehir'de Türkçe denildiğinde Eskişehir basını ayrıca konuşmak gerekir. Gazeteler yalnızca günlük olayları kaydetmez. Bir kentin hafızasını da oluşturur. Bugün Eskişehir'de yaşanan ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi gelişmeler yarının kent tarihinin belgeleridir. Bu nedenle yerel gazetecilikte kullanılan dil önemlidir. Ben kentin hafızına kaydedilsin diye yakın tarihimizde Eskişehir’de herkesin bilmediği konuları bu köşemde yazıyorum. Şehre karşı bir sorumluluğumuz var.
Klişelerden, gereksiz yabancı sözcüklerden, özensiz cümlelerden uzak; açık, anlaşılır ve güçlü bir Türkçe...
Bu yalnızca bir yazım meselesi değildir. Gazetecilik aynı zamanda dil işçiliğidir.
DİJİDAL ÇAĞDA
Bugün asıl mücadele artık yalnızca kitaplarda ve gazetelerde verilmiyor. Cep telefonlarında, sosyal medyada, yapay zekâ uygulamalarında, oyunlarda ve dijital platformlarda da veriliyor. Gençlerimizin kullandığı dil büyük ölçüde bu dünyanın içinde şekilleniyor. Burada yapılması gereken dünyaya kapanmak değildir. Tam tersine, dünyadaki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip ederken Türkçenin bu yeni dünyanın dili olmasını sağlamaktır. Türkiye dünyaya açılırken kendi dilini de dünyaya taşıyacak.
Türkçe geçmiş değil, gelecek meselesidir Türk Dil Bayramı'nı yalnızca geçmişte yapılan dil çalışmalarını anarak geçiremeyiz.
Atatürk'ün açtığı yolun bugünkü karşılığı, Türkçeyi 21. yüzyılın bilim, teknoloji ve kültür dili haline getirmektir. Eskişehir’de Cumhuriyet birikimi var.Şimdi bu birikimi ortak bir kültür politikasına dönüştürmek gerekiyor. Türkçe’yi üretmeye devam edeceğiz.