Eskişehir hafta sonu beklenmedik bir durumla karşı karşıya kaldı.

Cumartesi günü gece yarısından itibaren başlayan ve planlanan sürenin saatlerce aşıldığı bir su kesintisi yaşandı.

Toplamda 14 mahalle etkilendi.

Ağırlıklı olarak Tepebaşı bölgesi bu kesintiden nasibini aldı.

Batıkent, Yaşamkent, Aşağı Söğütönü, Yukarı Söğütönü, Zincirlikuyu, Şirintepe, Uluönder, Ertuğrulgazi, Çamlıca, Sazova, Orhangazi, Boyacıoğlu, Karagözler ve Karacaşehir gibi yoğun nüfuslu bölgelerde saatlerce sular akmadı.

Kesintinin ardından Eskişehir Su ve Kanalizasyon İdaresi tarafından bir açıklama yapıldı.

Halktan özür dilendi ve yaşanan hatalar kabul edildi.

Bu adım tartışmaların sona ermesi açısından önemliydi.

Ancak bu kesintiler sadece günlük hayatımızı aksatmakla kalmadı aynı zamanda daha büyük bir gerçeği de gözler önüne serdi.

Kuraklık.

Bir günlük su kesintisinde yaşanan mağduriyeti hepimiz deneyimledik.

Peki ya önlem alınmazsa ve kuraklık devam ederse?

Su krizinin boyutu çok daha ciddi olabilir.

Su hayatımızın en temel ihtiyaçlarından biri.

Tasarruf ve bilinçli kullanım artık bir seçenek değil zorunluluk hâline gelmeli.

Su kaynakları korunmalı, yeni kaynaklar yaratılmalı ve gereken önlemler bir an önce alınmalıdır.

Bu tür olumsuz olaylar bize sadece günlük hayatın aksadığını hatırlatmakla kalmıyor, geleceğe dair uyarıcı bir işaret de veriyor.

Eskişehir’de yaşanan kesinti bize “su kıtlığının kapımızda olduğunu” göstermiş olamaz mı?

Olmaz demeyin.

Olur.

Ve bugün aldığımız önlemler yarının krizini önleyebilir.

Su hepimiz için hayati bir kaynak ve ona sahip çıkmak ortak sorumluluğumuz.

Ve…

Eskişehir’deki su kesintisi sadece bir aksaklık değil, geleceğimizin alarmıdır.

Su tükeniyor, zaman daralıyor.

Eğer bugün önlem almazsak yarın susuzlukla karşılaşacağız.

Her damla hayat, her damla sorumluluk demektir.

Bunu artık görmezden gelemeyiz!