Önceki gün sabah gazeteye gelirken Reşadiye Esnafı sokağın ortasına panelvan tipi bir minibüs durmuş arkası sarımsak dolu. Aracın içinden dışarıya gelen anonsta, “Çorbalara, yemeklerinize yeni mahsul sarımsak kilo 25 lira” diye bir ses yükseliyordu. Şöyle bir bakındım sarımsaklar fena görünmüyordu. Alınabilirdi. Mutfakta her zaman kullanılan bir ihtiyaç maddesi olduğu için dönüş istikametine geldiğimde alabilirim diye düşündüm.

Neyse ki birkaç saat sonra aynı yerden geçerken vatandaşın aracını konuşlandırdığı yere yaklaşırken aynı aracın içinden yükselen anonsta, “Çorbalara, yemeklerinize yeni mahsul sarımsak kilo 30 lira” diye bir ses duydum. Araç aynı araç, sarımsak aynı sarımsak ama fiyat zamlanmış. Hem de birkaç saat önce 25 TL’ye satılan sarımsak 30 TL’den satılmaya başlanmış. Yaklaştım satıcıya “kardeşim bu ben sabah geçerken 25 TL’ye sattığınız sarımsak değil mi, neden 30 TL oldu?” diye sordum. Aldığım cevap karşısında şaşırmadım. Satıcı, “Mazota zam geldi, bizde zam yaptık” dedi. Ben de kendisine “Zam sabah mı geldi, zaten zam yapılıyorsa gece yarısından sonra yürürlüğe giriyor” cevabını verince, “Gel size 25 liradan bir kilo sarımsak vereyim” çağrısı yaptı. Tabii ki sarımsak almadım.

Benim takıldığım nokta birkaç saatlik sürede bir kilo sarımsağın fiyatının kilo başına 5 TL armış olmasıydı. Bu nasıl ticaret ahlakıydı? Gerçekten çok kızdım. Ticaret ahlakının zaten erozyona uğradığını biliyordum da bu kadarına ilk kez tanık oluyordum. Elbette ticaret kar etmek amacıyla yapılır. Yukarıdaki eleştirilerimi yaparken de kesinlikle gerçek esnaflarımızı tenzih ediyorum.

Bir kilo sarımsakta “akaryakıta zam geldi” tezi üzerinden bir kaç içerisinde 5 TL’lik bir artış oluyorsa varın gerisini siz hesap edin. Hani deniyor ya “tuz koktuysa” diye. Tam da bu artık “tuzun koktuğu” yerdeyiz. Söylenecek söz yok. Vatandaş kendi çözümünü(!) kendisi üretiyor. Bu nasıl çözüm üretmekse?

Böyle keyfi fiyat artışları belki ilk etapta insanlara bir şeyler kazandırıyormuş gibi gelebilir ama gerçek hiçte öyle değildir. Yukarıda anlatmaya çalıştığım meseleyi sanırım anlamışsınızdır. Bu kadar keyfilik çok fazla. Benzeri uygulamaları özellikle yerleşik esnafın yapması mümkün değil. En azından ben öyle düşünüyorum. Bazı şeyler başıbozukluğu kaldırmaz.

Herkesin başına bir denetim elemanı koymak mümkün değilse de herkesin kendi vicdanını kendisine bekçi yapabiliriz. Bunu başarabilirsek diyeceğim de yaşadıklarımıza bakınca “acaba?” diye kendi kendime sormadan edemiyorum. “Bu düzen değişmeli” desem herkes yanlış anlayacak.

Düzenden kastım kesinlikle insanların vicdanları ile cüzdanları arasında sıkıştırılmış ahlakiliği tartışılır uygulamalardır. Aslında her şeyin başı “ahlak” olmalıdır. Ahlakın olmadığı hiçbir düzenin ayakta kalması mümkün değildir. Adaletin de ticaretinde, siyasetinde, eğitimin de, kültürün de, komşuluk yapmanında daha doğrusu hayatın her anının bir ahlaki düzeni olmadığı sürece hiçbir sistemi ayakta tutmak imkanı yoktur. Şimdi “ahlak” denildiğinde bazılarının tüyleri diken diken olabilir. Burada kast ettiğimiz açıklık, şeffaflık, dürüstlük ve adalet kavramlarından oluşan bir ahlak kavramıdır.