Ne kadar da umutluyduk… Çok çetin yollardan geçtik. Çocuklar öyle çalıştılar ki… Grup maçları derken play-of maçları ve 24 yıl sonra bir dünya kupası finallerine gitmek bir başarı hikayesiydi… Gecelerini gündüzlerine katan ve her türlü fedakarlığı yapan milli takım oyuncularından söz ediyorum…

Kupanın düzenlediği Amerika kıtasına uçarken “Dünya yıldızlarımız” diye övgüler dizilen çocuklarımız alınan talihsiz sonuçların ardından kupaya veda edince yerden yere vuruldular. “Türkiye’ye zarar veren Türklerden daha fazla Türküm” diyen Montella hocayı çarmıha gerenlerin yemin olsun ki yatacak yerleri yok.

Kim istemez kazanmayı? Ama bir talihsizliktir gitti. 1960 savunma futbolu oynayan rakipler karşısında meşin yuvarlağı üç direğin arasından geçiremedik vesselam. Nasip meselesi… “Bizim çocukları” maçlardan önce gazlayanların maçlardan sonra yerden yere vurmasının altında hangi sebep yatıyor dersiniz? Kendilerinin top oynadığı dönemde Edirne’den öteye geçemeyenlerin bugün TV ekranlarında ahkam kesmelerini içime sindiremiyorum… Dünya Kupası bahane ABD, Meksika ve Kanada tatilleri bedava ve şahane…

Bunca sorunun arasında Ay-yıldızlı bayrağımızı gençlerimiz keşke daha iyi temsil edebilselerdi. Dün göklere çıkardığımız, bugün yerden yere vurduğumuz bu çocuklar yarın yine o formayı terletecekler. Bunu unutmadan eleştiri yapabilenler için diyebilecek bir şey yok.

24 yıl önce Güney Kore- Japonya ortaklığında düzenlenen Dünya Kupası maçlarında takımın başında olan ve takımı Dünya 3’üncüsü yapan Şenol Güneş’e yapılan eleştirileri hatırlıyor musunuz? Şenol hocanın saç tarama şeklinden giydiği blazer cekete kadar kulp takanlar ve onu köylülükle suçlayanlar olmuştu… Takım başarılı olup yarı finale yükselince bu defada aynı eleştirileri yapan burjuva görünümlü cahiller topluluğu, “Milli Takım hiçbir Avrupa takımını yenmeden buraya geldi. Bir Avrupa takımıyla karşılaşsaydık biz guruplardan bile çıkamazdık” tezini ortaya atmışlardı…

Oturdukları konforlu koltuklarından kalkmadan purolarını tüttürüp yazdıkları yapay zeka destekli köşe yazıları ile “Bizim Çocukları” yerden yere vuranların utanmak gibi bir alışkanlıkları hiç olmadı ki… Her dönemde figüranlar değişti ama senaryo hiç ama hiç değişmedi.

Aslında hayatın her alanında benzer filmleri, sahneleri görebiliyoruz. Kötü niyetli benmerkezci anlayış sahipleri gelişmelerin tam ortasında kendileri olmayınca ellerindeki kırk karayı, kırk boya olarak birilerinin üstüne sürmekten vazgeçmiyorlar. Bu tipler ayıptan, günahtan, yazıktan anlayacak tipler değil ve hiç yüzleri kızarmaz. Yüzlerinin derisi bayağı kalınlaşmıştır. En iyi siyaseti, en iyi ekonomi yönetimini, en iyi futbolu, en iyi basketbolu onlar bilirler. En iyi arabadan onlar anlar, en futbolu onlar oynar, en iyi teknik patronluk onların yaptığı şekliyle hayat bulur…

Şöyle bir çevrenize bakın ve baktıktan sonra da düşünün bu anlattığım kaç sima göreceksiniz? Kendini eleştiremeyenlerin, başkalarını eleştirirken nasılda çirkinleştiklerini fark edeceksiniz. Bu dünya “Böyle gelmiş böyle gider!” vurdumduymazlığına itiraz ediyorum. Onun için herkesi vicdanlı, gerçek ahlaklı ve insaflı düşünmeye davet ediyorum. Bizim çocuklara da en azından bize bir hayal kurdurdukları için yürekten teşekkür ediyorum…