2026 yılı esnaf odaları bakımından seçim yılı olarak tanımlanıyor. Her meslek grubunun bir odası var. Her odaya da bir başkan lazım. Oda başkanlığı deyip geçmeyin… Bir insana oda başkanlığı ne kazandırır diye düşünmeyin? Kendisine sosyal bir statü lazım olan herkes için öyle bir koltuk olmazsa olmazlardan. Elbette işini iyi yapanlara koltuktan güç alan değil meslektaşları adına koltuğa güç verenlere diyecek bir şey yok. Onların önünde saygıyla eğiliyorum. Ancak koltuktan güç almak isteyenleri de görmüyor değiliz…
O sihirli kelime yani “koltuk” kime lazım?
Ufukta erken seçim var mı? Öyle bir ihtimal görünmüyor. Eğer ufukta öyle bir erken seçim ihtimali olsaydı başta “dar ve sabit gelirli kesimler” olmak üzere herkese para yağardı. Öyle milyonlar elde etmek için insanlar “milyoner yarışmalarına” ağızlarının buyu akarak bakmazlar “o yarışmalarda bizde cebimize bir şeyler indirebiliriz umudu“ ile yaşamazlardı. Ha..Bu arada seçim dönemleri vatandaşında en rahat ettiği dönemlerdir bunu da hatırlamakta fayda var.
Neyse konumuz bu değil. Ancak oda seçimleri gösteriyor ki “seçimleri özlemişiz!” Her oda için nerede ise 2 adaydan aşağı aday yok. Tabi ki seçim deyince en az iki aday arasında olmalı. Başka türlü o seçim değil, onay genel kurulu olur. Memnuniyet varsa o başka, ancak rekabet iyidir aslında. Bu arada bazı büyük(üye sayısı fazla) odalar için seçim yarışı alttan alta aylar önce başlamış. Hatta bazı başkan adaylarının tanıtım süreçleri ile ilgili tıpkı yerel ve genel seçimlerdeki gibi “profesyonel destek” anlaşmaları yaptıkları da anlaşılıyor. Sık düzenlenen tanıtım yemekleri, kahvaltıları rekabetin ne kadar büyük olduğunu da gösteriyor. Broşürler, toplu ziyaretler, sosyal medya hesapları gibi çok fazla faktör de devreye alınmıyor değil. Şunu da belirtelim bu seçimlere mevzu kendi hesabı olan çevrelerde müdahil olmuyor değil hani. Bu arada yapılan harcamalara baktığımızda, “Değirmenin suyu nereden geliyor?” diye sormadan edemiyor insan. Tabi ki bir hinlik sorusu daha, “Kaz gelecek yere tavuk mu ikram ediliyor?”
Şöyle de değerlendirebiliriz, “Madem yerel ve genel seçim yok, bizim seçimlerimiz yerel ve genel seçim havasında geçsin!” Bir nevi sandık özlemi diyebiliriz. Çünkü biz Türk Milleti olarak seçimi çok sevdik. Sandık ne zaman önümüze gelse heyecanlandık. Zaman zaman millet olarak seçimlerde ters köşe yaptığımız anlarda olmadı değil.
Bu arada bugüne kadar oda seçimlerinde dikkatimi çeken ince bir nokta daha var. Şöyle izah edeyim, seçim denildiğinde iktidarda olan yani işin başında olan maça hep 1-0 önde başlar diye bir mantık olmasına rağmen bu defa sanki oda seçimlerinde bir dip dalgası geliyor. Bugüne kadar yapılan seçimlerde mevcut yönetimlerin yerine muhalefet adaylarının yarışı önde tamamladıklarına tanıklık ediyoruz. Sanki bir “değişim” talebi var gibi hissediyorum… Zira seçim sandığı kurulan alanlarda seçime katılan adaylar çoğunluk endişesi bile yaşamıyorlar.
Oda seçimlerini yakından takip ediyor muyum? Çok nitelikli bir şekilde yakından takip ettiğimi söyleyemem ama arkadaşlarımızın değerlendirmelerinden ortaya çıkan birkaç oda sonucundan anladığım kadarı ile yorum yapıyorum. Aslında Şubat ayına geldiğimizde tablo biraz daha netleşecek. Memnun olanlar ile memnuniyetsizler daha net bir şekilde görülecek.
‘O’ koltuk kime ve niye lazım? Sorusunun cevabını biraz araştırmakta yarar var diye düşünüyorum.