Son birkaç ayın görünür gündem maddelerinden biri, insanın “Vay be!” demeden edemediği türden yürütülen ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonları oldu. Toplumda “rol model” olarak görülen popüler isimlerin, operasyonlar sırasında adliye önlerinde sergilenen görüntüleri adeta bir “ünlüler geçidi'ni andırdı. Defile sahnelerini aratmayan bu manzaralar, kimi için magazin malzemesi olabilir ama beni derinden sarstığını söylemeliyim.

Güvenlik güçleri arasında gözaltına alınmış ünlü isimlerin resmigeçit törenini andıran görüntülerini izlerken insan ister istemez sorguluyor. İş öyle bir noktaya geldi ki, bazıları kendi kendine şu soruyu sormaya başladı: “Acaba ben de bir test yaptırsam mı?” Oysa bilirsiniz; abdestinden şüphesi olmayanın namazından da şüphesi olmaz.

Ortaya çıkan tablo, çürümenin boyutunu göstermesi açısından son derece düşündürücü. Her gün ekranda gördüğümüz, sosyal medyada takip edilen, hal ve tavırlarıyla bir nesli etkileyen insanların düştüğü bu durumun ne mantığı var ne de izahı… Önce bahis operasyonları, ardından uyuşturucu operasyonları derken mesele bambaşka bir yere evrildi. Elbette kimseyi özel hayatı üzerinden yargılamak haddimiz değil. Gözaltına alınmak da kimseyi peşinen suçlu yapmaz. Ancak görünen köy de kılavuz istemiyor. Yargıya intikal eden dosyalar, karşılıklı suçlamalar, itirafçı rollerine soyunanlar ve tartışma yaratan ifadeler, piramidin en tepesinde ciddi bir çürüme olduğunu gösteriyor. Asıl can acıtıcı olan da bu zaten. Herkesin ağzı açık soruyor: “Ne ara bu kadar çürüdük?”

Soruşturma dosyalarının nereye varacağını kimse bilmiyor. Bana sorarsanız; ucu nereye giderse gitsin, yeter ki bir sonuca ulaşılsın. Çünkü her türlü bağımlılık, toplumları ağaç kurdu gibi içten içe kemirir ve kurutur. Toplumumuzu ve geleceğimizi tehdit eden ne varsa, elbette üzerine gidilmelidir. Tam bu operasyon sürecine denk gelen bir haber dikkatimi çekti. Habere göre, işe alımlarda “uyuşturucu testi” uygulaması yaygınlaşmaya başlamış. Kurumlar, kendi önlemlerini kendileri almaya yönelmiş durumda. Daha önce sınırlı sektörlerde uygulanan testlerin, artan operasyonların ardından birçok alanda rutin hale geldiği belirtiliyor. İstanbul’daki laboratuvarlara günde 20 binden fazla işveren kaynaklı test talebi geldiği, bunun önceki dönemlere göre 6–7 kat artış anlamına geldiği ifade ediliyor.

Bazı büyük şirketlerin stajyerler dâhil adaylardan test istediği, laboratuvarların ise artan talep nedeniyle kurumsal paketler sunduğu aktarılıyor. Testlerin ortalama maliyeti 2.200 TL civarında; toplu anlaşmalarda bu bedelin düştüğü de belirtiliyor. Hukuki boyut da önemli. Haberde, işverenlerin test talep etmesinin tamamen yasak olmadığı; ancak bunun işin niteliğiyle bağlantılı olması, adayın açık rızasının alınması ve kişisel verilerin korunması gerektiği vurgulanıyor. Test sonuçlarının yalnızca ilgili kişiye verildiği, işverene iletilmesi için açık onay gerektiği özellikle belirtiliyor.

Bu uygulamanın Eskişehir’de başlayıp başlamadığını bilmiyoruz. Ancak buraya sıçraması da an meselesi. İyi mi olur, kötü mü olur bilinmez ama bilinen bir gerçek var: Geldiğimiz nokta gerçekten hazin.

Asıl mesele, bu noktaya nasıl geldiğimizdir. Ünlülere yönelik operasyonlar işin son halkası mıdır, yoksa sadece görünen yüzü mü? Yapılması gereken bellidir: Sivrisinek avcılığı değil, bataklığı kurutmaktır.