Cumhuriyet Halk Partisi Basından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut’un Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyareti sıradan bir nezaket ziyareti olmanın çok ötesindeydi.

Bu ziyaret Anadolu basınının içine sürüklendiği çıkmazı bir kez daha görünür kıldı.

Ancak asıl dikkatle dinlenmesi gereken isim Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Yılmaz Karaca’ydı.

Yılmaz Karaca uzun süredir Anadolu basınının yaşadığı yok oluş sürecini açık ve net cümlelerle ifade ediyor.

Bugün Anadolu’da yerel basın, yalnızca ekonomik zorluklarla değil, siyasi baskılarla, itibarsızlaştırma politikalarıyla ve bilinçli bir yalnızlaştırmayla mücadele ediyor.

Karaca’nın altını çizdiği gerçek tam da bu!

Anadolu basını göz göre göre nefessiz bırakılıyor.

Karaca, Türkiye’deki yönetim anlayışının tek sesli hale geldiğini, eleştiriye tahammülün kalmadığını ve bu nedenle basının sistematik biçimde “tekleştirildiğini” söylüyor.

Bu bir iddia değil, sahada yaşanan bir gerçekliktir.

Yerel gazeteler kapanıyor, internet siteleri ayakta kalmakta zorlanıyor, gazeteciler ya mesleği bırakıyor ya da oto-sansüre zorlanıyor.

Bu tabloya bakınca CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut’un sözleri de yerine oturuyor.

Bulut, Türkiye’de artık “havuz medyası” olarak adlandırılan bir yapı oluştuğunu söylüyor.

Bu yapının gazetecilik yapmak yerine iktidarın sözcülüğünü üstlendiğini ifade ediyor.

Doğru.

Bugün ekranları açtığınızda, gazeteleri karıştırdığınızda aynı manşetler, aynı cümleler, aynı bakış açılarıyla karşılaşıyoruz.

Çeşitlilik yok, eleştiri yok, soru yok.

RTÜK’ün iktidarı eleştiren yayınlara kestiği ağır cezalar ortada.

Sözcü TV, Halk TV ve Tele1’e uygulanan yaptırımlar, sadece Türkiye’de değil, dünyada da örneği zor bulunan uygulamalar.

İşte tam da bu noktada Yılmaz Karaca’nın sitemleri daha da anlam kazanıyor.

Çünkü Anadolu basını, bu baskı ortamında en savunmasız alan.

Ulusal kanalların, büyük medya gruplarının sahip olduğu imkanlara sahip olmayan yerel basın; hem ekonomik hem de siyasal kuşatma altında.

Gazeteciliğin içi bilinçli bir şekilde boşaltılıyor.

Manşetler kişiselleştiriliyor, haber dili kalitesizleşiyor, mesleğin itibarı aşındırılıyor. Gazeteciye “itibar suikasti” yapılırken, halkın haber alma hakkı da elinden alınıyor.

Burada yalnızca iktidara değil, muhalefete de ciddi sorumluluk düşüyor.

Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’ne…

Basın özgürlüğünü savunmak yalnızca demeçlerle olmaz.

CHP, bu konuda daha net, daha kararlı ve daha tutarlı bir duruş sergilemelidir.

İktidarın baskı araçlarına karşı, basının yanında dimdik durmalıdır.

Nerede duracağını bilmelidir.

Haddini de…

Çünkü basın susarsa, Anadolu susar.

Anadolu susarsa, demokrasi susar.

Duracağınız yeri bilin!

Kimsenin oyuncağı olmayın!

Bu yüzden Yılmaz Karaca’nın söyledikleri yalnızca bir cemiyet başkanının sitemi değil, vicdana yapılan bir çağrıdır.

Ve biz bu çağrının yanındayız.
Yılmaz Karaca’nın yanındayız.