Asgari ücret çalışanın cebine girmeden dar ve sabit gelirlinin en önemli besin(!) maddesi olan susamlı dönerin fiyatı yüzde 40 zamlandı. Artık en küçük para diye nitelendirebileceğimiz 5 TL’de işe yaramaz(!) hale geldi. Cami tuvaletlerine bile 3 TL gibi bir ücretle girilebildiği bir şehirde susamlı döner diye isimlendirilen bir bardak çayın yanında öğün savmak için kullanılan simidin fiyatının 7 TL’ye yükselmesi hiçte şaşırtıcı değil. İlginç olan zammın “Z” sini duyar duymaz dar ve sabit gelirlinin cebinden çıkan paranın simit başına 2 TL’ye yükselmesi. Yahu daha garibanın cebine girmiş bir şey yok. Tamı tamına 1.5 ay sonra alacağı maaşı bugünden eksiltmenin mantığı nedir? Simitçilerde kendilerine göre haklıdır(!) belki. Onlarda “sermayeyi kediye yüklememek için” harekete geçebilirler. Ancak “Cümle şelek garibanın sırtında” sözünü haklı çıkarmamak için hiç olmazsa Temmuz başına kadar bekleselerdi. Tahammülleri olmadığı için böyle oldu.
Sadece simitçiler değil, gidin bakın marketlere. Neler oluyor neler… Sebze reyonlarından, şarküteri reyonlarına kadar fiyatlara bir bakın hatta on beş gün önce ile mukayese edin. Fiyatların hepsi yoldan çıkmış freni patlak kamyon gibi önüne geleni ezip geçiyor desem yalan değil. Hani bir zamanlar İstanbul Boğazından geçen bir gemi vardı dümeni kilitlenen römorkörler ile çekilen “V. Kerkis" 310 metre uzunluğunda 50 metre genişliğindeki gemi gibi… Nereye savrulacağı belli olmayan zam yağmuru altında ilerliyoruz. Yakında ekmek fiyatlarının da artması kaçınılmaz. Zaten fırın işverenleri de konuyu dillendiriyorlar. Bu kadar mı? Minibüsçüler, taksiciler, belediye otobüsleri hepsi sırada… Gerçekten iğneden ipliğe herkesimden zam talepleri ve yağmuru devam ediyor. Allah yardımcımız olsun. Zaten nefes alamıyorduk, artık gırtlağımıza da basmaya başladılar ya…
Peki, seçimlerden sonra “her şeyin düzeleceği umudunu taşıyanlar ellerini kaldırsın” desem kaç kişi elini kaldırırdı? Emin olun seçimden önce elini kaldıranlar ile seçimden sonra elini kaldıranların sayısı arasında nüans farkı olurdu hepsi bu kadar. Tablonun değişeceğine dün inanılmıyordu, bugünde insanlar kaderine razı yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Peki, niye tercihleri değişmedi derseniz algı yönetimlerine göre tercih yaptılar da ondan. “Ya muhalefet gelirse ve daha kötüsü olursa” kaygısı “kötü tabloya” insanları razı etti. Yani sandığa giden vatandaş “bile bile lades” dedi. Daha doğrusu muhalefet masası vatandaşa güven verme konusunda tam bir dayanışma gösteremedi.
Peki, muhalefet iktidar olsaydı ne değişirdi? Sorunun cevabında bir değişiklik yok. Zamlar dar ve sabit gelirli kesimlerin durumları bundan çok farklı olmazdı. Çünkü ekonomideki geri dönüş bundan farklı olmazdı. Zira muhalefetin elindeki para politikası silahları bugün uygulanan faize geri dönüş politikalarından farklı değil. Bunu seçim öncesi “ekonomi kurmayları” diye açıklanan isimlerin söylemlerinden anlıyoruz. “İsrafın önlenmesi ve kamudan tasarruf”tan farklı bir şey yoktu. Elbette ki kamudaki israfın önlenmesi önemli bir kalem olmakla birlikte bütün bir ekonomiyi ayağa kaldıracak yeterli bir önlem alınamazdı. Hatta muhalefet bloğundaki bazı ekonomistlerin “iki yıl” gibi bir süre “acı reçete” söylemlerini de hatırlıyoruz. Daha öncede anlatmaya çalıştım her ne şekilde olursa olsun “Kimse kendi cebinden vermeyeceğine” göre faturayı yine vatandaş ödeyecekti. Hani bir zamanlar “kazın tüylerini ürkütmeden yolacaksın” diyen bir maliye bakanımız vardı. Belki o hesap biraz nefes alma imkanı olurdu, biraz daha yumuşak bir geçiş sağlanabilirdi hepsi bu kadar. Ekmeğimizin küçülmesinin önüne bugünkü politikalar ile muhalefetin uygulamayacağı politikalar ile de geçmek mümkün değildi.
Önemli olan nedir biliyor musunuz? Gelir dağılımındaki adaleti temin etmek. Buna güç ve para sahipleri izin verir mi dersiniz?