10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü geride bıraktık.
Her geçen yıl özgürlüklerin biraz daha daralmasından mı bilinmez, hiçbir şeyin tadı kalmadı.
Gazeteciler bir yandan ekonomik koşullarla, bir yandan sansürle, bir yandan baskılarla mücadele ederken elbette “kutlamalar” da yapıldı.
Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla gazetecileri İstanbul Baltalimanı’nda ağırladı.
Konukevinde gerçekleşen buluşmada bir de basın toplantısı yapıldı.
Dönüş yolunda…
Ben çantamı Opet’te unuttum.
Eskişehir yoluna az bir süre kala sırt çantamın yanımda olmadığını fark ettim.
Şimdi sakın beni yargılamaya kalkmayın!
Vallahi olacağa çare yok!
Benim çantayla olan ilişkimi herkes bilir.
Beş dakika bile yanımdan ayırmam.
İçinde ne var diye şüphe edenler oldu.
Düşünün.
Evren, “Çanta bile olsa bağlanmayacaksın, alırım elinden” dedi.
Çok şükür almadı.
Opet’e ulaşmak sandığımdan zor oldu.
Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Yılmaz Karaca, Sinan Keskin, Kemal Atlan ve Can Hacıoğlu’nun ortak aklıyla olayı çözdük.
Herkes bir yerden birini aradı.
Ben mi?
Heyecandan kilitlendim.
Öyle anlarda benim sistem çalışmıyor.
Kemal Abi, “Hakan Kaymak İstanbul’da değil mi, dönüşte Opet’e uğrar alır” dedi.
Ben heyecanla Hakan Bey’i aramışım…
Ama konuşmadan.
Çaldırıp kapadım.
Sinyalden anlar ne demek istediğimi herhalde diye düşündüm.
Anında geri döndü:
“Yanlışlıkla mı aradın, çaldırdın kapadın mı?” dedi.
Ben ona olayları anlattım ama bir dinleyin…
Film gibi…
Sondan başa gidiyorum gelişmeleri aktarırken…
Ne dediğimi ben bilmiyorum ama o beni anlıyor.
Konuşmadan anlaşıyoruz.
Öyle bir iletişim.
Sonunda sağ olsun Hakan Kaymak, Opet’e gidip çantamı aldı.
Nasıl dua aldığını bir bilse…
Ayrılan sevgilileri kavuşturdu.
Boşluğa düşen Özge’yi depresyondan kurtardı.
Bu başarılı “çanta operasyonu” için emeği geçen tüm emekçi meslektaşlarıma ve patrona teşekkür ederim.
Öte yandan…
Ben 10 Ocak’ta İstanbul’daydım ama Eskişehir’de neler oluyor diye de baktım.
AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak ve yönetimi 9 Ocak’ta, Nebi Hatipoğlu ise 10 Ocak’ta gazetecilere kahvaltı verdi.
Madem bu kadar barışıklar, neden birlikte yapmadılar sorusu da ister istemez akıllara geldi.
10 Ocak Gazeteciler Günü gecesi de farksızdı.
Yılmaz Büyükerşen geldi.
Kazım Kurt geldi.
Aynı masaya oturdular.
Sonra bir baktım Kazım Kurt yoktu.
Erkenden ayrıldı.
“Büyükerşen’i gördü, gitti” diyenler oldu.
Ahmet Ataç geceye hiç katılmadı.
Ona da sebep Büyükerşen diye konuşuluyordu.
İbrahim Arslan yoktu.
Jale Nur Süllü yoktu.
Onlar kim için, neden gelmedi bilemem…
Yeter daa!
Onu mu gözlemleyeyim sürekli.
Etrafa baktım.
Gelen protokolün yarısına haberlerimde çakmışımdır zaten.
Aslında bende gitmesem olurmuş.
Neyse ki “Özge vardı, biz gelmiyoruz” diyen olmadı, çok şükür.
Ama bir şey oldu.
Tepebaşı Belediyesi Özel Kalem Müdürü Özcan Erkaya ve Başkan Yardımcısı Seyit Yıldızhan ile barıştım.
Hiçbir sorun yaşamadan sorun yaşama yeteneğine sahip olduğum için olacak, yıllar sonra ilk kez konuştuk.
Gerçi büyük ihtimalle hayatımızda ilk kez konuştuk.
Küslüğü karıştırmayın.
Bir ara Yılmaz Karaca ve Ayhan Kavas’la karşılaştım.
Ayhan Kavas, “Çantanı buldun mu?” dedi.
Yılmaz Abi şok oldu.
“Sen nereden biliyorsun?” dedi.
“Twitter’dan okudum” diye yanıt geldi.
Yılmaz Karaca ikinci kez şok oldu.
“Abi ben ani gelişmeleri anlık bildiriyorum” dedim.
Öyle bir geceydi işte…
Kim kimle küstü, kim kimden kaçtı, kim kime selam vermedi bilinmez.
Ama şunu biliyorum!
Bu şehirde gazetecilik bazen siyasetle, bazen protokolle, bazen de bir Opet’te unutulan çantayla sınanıyor.
Ben çantamı buldum.
Kaybolan bir şey yoktu…
En azından çantanın içinde…
Ama gazeteciliğin içinden eksilenleri saymaya kalksak…
Ne Opet yeter…
Ne Baltalimanı…
Ne de 10 Ocak.
O yüzden bu şehirde gazetecilik bazen bir basın toplantısında, bazen bir kahvaltı masasının boş sandalyesinde, bazen de benzin istasyonunda bekleyen bir çantada kendini hatırlatıyor.
Biz her şeye rağmen yazıyoruz.
Çünkü alışkanlık oldu.
Çünkü başka çaremiz yok.
Neyse…
Gazetecilik zaten biraz da budur.
Unutulan çantayı bulursun, unutulmak istenenleri yazarsın.
Patron buldu.
Biz yazdık.
Gerisi rahatsız olanların meselesi.