Ekonomide taşlar bir türlü yerine oturmadı. Bir sürü iktisadi terimle kafanızı karıştırmak istemem. Çünkü, “ben ekonomiden anlamam.” Ben sade bir vatandaş, mütevazı bir gazeteci olarak kafamın basmadığı konularda fikir beyan etmem. Ben sade bir vatandaş olarak yaşadıklarımdan ve gördüklerimden hareketle düşüncelerimi dile getirebilirim.

Çok uzun süredir Türkiye’de sürdürülen düşük faiz politikasının sonuçları olarak değerlendirilen sıkıntılar yeni dönemde, eski uygulamalar ile giderilebilecek mi ona bakıyorum. Seçimden önce Eskişehir’in üç önemli meslek örgütünün başındaki isimler ile söyleşiler yaptık. Gördüğümüz gerçek, hemen üç temsilcinin de sadece vücut dillerinin değil söylemlerinden de uygulanan ekonomik politikalardan çok mutlu olmadıkları hissiyatını verdi bize. Bu konuda en net ifadeleri ETO yönetim kurulu başkanı Metin Güler kullandı.

Sayın Güler,“Seçim sonrası beklentileriniz nedir?” sorumuza karşılık aynen şu ifadeleri kullanmıştı, “Aslında bu konu yine ekonomik olarak oraya yaslamam lazım. Çünkü benim bulunduğum yer; ticaretle uğraşan, sanayiyle uğraşan, üretim ile uğraşan veya meslekle uğraşan sektör temsilciliğidir. Benim bakacağım nokta ekonomi olacaktır. Ülkedeki gelişmeler şu an çok olağanüstü açıkçası. Yani tüccarımızın, esnafımızın, sanayicimizin birçok sorunu var, yani mesela kredi ulaşamıyoruz şu anda. Yani şu an tüccarımız, sanayicimiz krediye ulaşmakta zorluk çekiyor ve ulaşsa da yüksek maliyetler ile ulaşıyor.”

Yani işin özeti ortada. Seçimden önce düşük faiz politikalarına rağmen esnaf ve tüccarın kredi sıkıntısı yaşadığı ve buna rağmen ulaşsa bile yüksek maliyetle ulaştığı gerçeği ile yüzleşen yatırımcılar vardı. Seçimin ardından kurulan hükümet ve ekonomi yönetimindeki değişim ve ilk para politikaları kurulunda “faiz artışına” gidilmesi ekonomide geriye dönüş müdür yoksa başa sarmak mıdır onun yorumunu da ekonomistler yapar. Bugünkü politika faizine rağmen esnaf, tüccar ve sanayici düşük maliyetli krediye ulaşabilir mi? Onu da zaman gösterecek.

Bütün bunları değerlendirdiğimizde dönüp dün kendime sordum, eğer yaşadıklarımız sadece geriye dönüşle düzeltilebilecekse“bu kadar acıyı niye çektik?” Ekonomiden anladığını düşündüğümüz ne kadar insan varsa yaşadığımız hayat pahalılığının sebebini uygulanan politikalara yüklemişler ve geri dönüş çağrıları yapmışlardı.

Şimdi aklımızın erdiği kadarıyla bugün gerçekleşen faiz artışı sebebiyle her şey yerli yerine oturacak diye beklenti içine girenlere de söylenecek bir çift sözümüz olsun. Faizler arttı diye ekonomi düzelmez. Eke tedbirler alınmadığı sürece, üretim ve istihdama katkı yapacak çözümlerde bulunmadığı sürece bu kısır döngünün “zenginin daha zengin, fakiri de daha fazla ezdiği” düzenin devam etmesinden başka bir işe yarayacağını düşünmek son derece iyimserlik olur.

Kısa süreli bir iyimserlik havasına rağmen sürekli patinaj çeken bir takım düzenlemelerin gelecek adına çok umut verici olmadığını görmek insanı üzüyor. Milyonlarca asgari ücretli, emekli, dul ve yetim, hiçbir sosyal güvencesi olmayan gariban ve emeği ile geçinenlerin fatura ödediği sürecin sonuna ne zaman geliriz? Hiç ama hiç kestiremiyorum.