Asgari ücretin açlık sınırının altında 28 Bin 75 lira olarak tespit edildiği, en düşük emekli maaşının ise 20 bin liraya yükseltilerek emekliye sus payı(!) verilmeye çalışıldığı dönemde milyon avroların havaya savrulduğu bir sektör var. Türkiye’nin bir tarafında milyonlarca insan evinin elektrik-doğalgaz parasını nasıl ödeyeceğini, mutfağında bir tas çorbayı nasıl kaynatacağını düşünürken öbür tarafta yaşanan sahte bir cennetin çocukları milyon avroları savurdukça savuruyorlar.

Bir ara Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Yılmaz Büyükerşen “20 kıllı bacak” tarifiyle hedefe oturtulduğu dönemde aslında bir çarpıklığa dikkat çekmişti. Futbol camiasından bahsediyorum. Ben de futbolu seven hem de çok seven birisi olarak özellikle ara transfer döneminde konuşulan rakamları duyunca emin olun içi cız edenlerdenim… Bir tarafta milyonlarca insan geçim derdi içerisinde iken ülkenin kaynaklarının har vurup harman savrulduğunu görmek insanın içini acıtıyor. Her defasında borçları yapılandırılan, SSK ve vergi borçları affedilen, banka kaynaklarının tahsis edildiği endüstriyel futbolun dipsiz kuyusuna atılan paralar ile gündeme gelen futbol dünyasında olan bitene benim aklım ermiyor. Küçük mutluluklar ve anlık gösteriler için acaba bu ülkenin bu kadar kaynağının savrulmasına kimin gönlü razı olur? Sahi bu değirmenin suyu nereden geliyor? O TV ekranlarında sosyal medya mecralarında yayıla yayıla konuşan yorumcuların kolayca telaffuz ettikleri milyon avroları alt alta toplayıp bu ülkenin gerçek ihtiyaçlarına harcasaydık ne olurdu?

Tamamdır futbol-basketbol-voleybol ve her türlü spor toplumsal ihtiyaçların başında geliyor. Buna hiçbir itirazımız yok. İstanbul takımlarının savurduğu milyonlarca avro ile oluşturdukları takımlar ile rekabet etmek isteyen Anadolu takımlarının da finansal bataklığa sürüklenmesine neden itiraz edilmez?

Avrupa da on yıllardır var olan bir sistemin kaynakları belliyken, biz de savrulan bu kadar büyük paraların kaynağı nedir? Asıl sorgulanması gereken bu değil midir? Bir avuç seçkinin Türkiye’nin kaynaklarını böylesine savurgan bir tutumla harcamasına benim gönlüm hiç razı değil. Rekabet şartlarını ortadan kaldıran ve spor kulüplerimizin her geçen yıl biraz daha borç batağına saplanmasına sebep olan bu gidişe artık dur demek gerekiyor diye düşünüyorum.

Elbette ülkemizin itibarı, milletimizin mutluluğu için yapılması gereken pek çok şey var. Artık soğuk savaşın yerini alan uluslar arası arenadaki güç gösterilerinin merkezi haline gelmiş spor müsabakalarında elde edilecek başarılar ile övüneceğiz. Ancak harcanan onca kaynağa rağmen 2 Bin yılındaki UEFA kupasının dışında henüz somut bir başarı örneğini bile yakalayamamış bir sektörün dipsiz kuyuya attıkları ile milyonlarca emekli, milyonlarca asgari ücretlinin hayatına dokunmak mümkündür. Bu alana elbette bir kaynak aktarımı olmalı ama her şeyin bir ortası, makulü bulunabilir. Kendi çocuklarımızın rekabet düzeyini arttırmak ve onlara bir projeksiyon sunmak mümkün iken yaşananları ne yazık ki sadece seyrediyoruz. İnsanlarımızı doyumsuz bir sektörün dipsiz kör kuyusuna atıyoruz.

Bu arada beni rahatsız eden yine milyonlarca emekli ve asgari ücretlinin dahi futbolun büyüsüne kapılarak ağızlarda sakız olan milyonlarca avroya rağmen rekabetin parçası olmasıdır. Bu da beni açıkçası hayretler içerisinde bırakıyor.