Eskişehir… Adı gibi eskimeyen, geçmişiyle gurur duyan, geleceğe umutla bakan bir şehir… Cumhuriyet tarihimizin en önemli kilometre taşlarından biri olan bu güzel kent; sanayisiyle, üniversiteleriyle, kültürüyle, insan kaynağıyla ve üretim gücüyle Türkiye’nin en özel şehirlerinden biri olmayı sürdürüyor. Ancak Eskişehir’in yıllardır çözülemeyen bir sorunu var. Her şey var ama bir türlü hak ettiği noktaya ulaşamayan bir ulaşım eksikliği var… Çevre yolu tartışmaları bir yana, havaalanımız var, uçuş tecrübemiz var, teknik altyapımız var… Ama bütün bunlara rağmen Eskişehir’in hâlâ düzenli tarifeli uçak seferleri yok. Oysa bugün şehirlerin gelişmişliği sadece sahip oldukları fabrikalarla, yollarla ya da binalarla ölçülmüyor. Bir şehrin dünyaya ne kadar hızlı açıldığı, insanlarını ve ekonomisini ne kadar hareket ettirebildiği de büyük önem taşıyor. Eskişehir’in ihtiyacı olan şey tam da burada ortaya çıkıyor. Yakın geçmişte birkaç kez denenen ancak zarar ettiği gerekçesiyle Türk Hava Yolları tarafından sonlandırılan tarifeli uçak seferleri, bugün artık bu şehir için bir lüks değil, ihtiyaç haline gelmiş durumda. Fakat ne hikmetse bugüne kadar yapılan çalışmalar, gerçekleştirilen ziyaretler ve yapılan çağrılar beklenen karşılığı bulmadı.

Eskişehir’in bir havaalanı var… Adı değiştirilerek “Hasan Polatkan” olan ve geçmişte Yılmaz Büyükerşen döneminde üniversite bünyesinde geliştirilen, daha sonra kapasitesi artırılan bu havaalanı bugün önemli bir potansiyele sahip. Zaman zaman özellikle gurbetçilerimizin yoğun olarak kullandığı Brüksel-Eskişehir hattı uçuşları yapılıyor. Hac ve umre organizasyonlarında uçaklar kalkıyor, iniş yapıyor. Yani havaalanımız çalışıyor. Ama nedense konu düzenli tarifeli uçuşlara geldiğinde aynı kapı açılmıyor. Gerekçe ise hep aynı: “Tarifeli uçak seferleri zarar ediyor.”

Sormak gerekiyor… Bir şehrin kalkınmasına, ticaretine, sanayisine, turizmine ve eğitimine katkı sağlayacak bir ulaşım hizmeti sadece günübirlik hesaplarla mı değerlendirilmelidir? Elbette hiçbir yatırımın zarar etmesi istenmez. Kamu kaynaklarının doğru kullanılması hepimizin ortak beklentisidir. Ancak ortada başka bir gerçek daha var. Yanı başımızda milyonlarca avro harcanarak “Yap-İşlet-Devret” modeliyle hayata geçirilen ve kamu destekleriyle ayakta tutulduğu ifade edilen Zafer Havalimanı gerçeği dururken, Eskişehir gibi üretim gücü yüksek bir şehrin hava ulaşımında geri planda kalması sorgulanıyor. Soru basit: Orası zarar etmiyor mu?

Türkiye’nin farklı şehirlerinde ekonomik açıdan tartışılan bazı hatlarda tarifeli uçuşlar yapılırken, Eskişehir gibi sanayisi, ticareti, üniversiteleri ve yetişmiş insan gücüyle sürekli büyüyen bir şehrin bu hizmetten mahrum kalması kabul edilebilir mi?

Nitekim geçtiğimiz günlerde Sayın Valimiz Erdinç Yılmaz ve bazı siyasilerin bu konuyla ilgili girişimlerde bulunması, şehrin önemli bir beklentisini yeniden gündeme taşıdı. Şimdi herkesin merak ettiği soru şu: Her türlü teknik donanıma sahip Hasan Polatkan Havaalanı, Eskişehir’in beklediği tarifeli uçuşlara ev sahipliği yapabilecek mi? Bunu önümüzdeki süreçte hep birlikte göreceğiz. Şunu unutmamak gerekiyor… Uçmak bir zamanlar insanoğlu için sadece bir hayaldi. Gökyüzüne ulaşmak bir tutku, bir cesaret meselesiydi. Tıpkı yüzyıllar önce gökyüzüne kanat açmaya çalışan Hezarfen Ahmet Çelebi gibi… Bugün ise uçmak bir ihtiyaçtır. Çünkü uçuş demek sadece bir yerden başka bir yere gitmek değildir. Uçuş demek; ekonomi demektir, yatırım demektir, zaman demektir, dünyayla daha güçlü bağ kurmak demektir.

Çünkü uçmak Eskişehir’i kanatlandırır. Yeter ki bu şehrin potansiyeline inanılsın…