Geçtiğimiz hafta Anadolu Üniversitesi’nin davetlisi olarak İstanbul ‘e gitmiştik. Bu konudaki düşüncelerimi daha önce bu sütunlardan dile getirmiştim. Otobüsle İstanbul’a girdikten sonra nerede ise 3 saat boyunca İstanbul Üniversitesi’nin Balta Limanı tesislerine gidene kadar geçen zaman süre içerisinde bol bol gözlem yapma fırsatımız oldu. Bir ara bizim 2Eylül Haber’in Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Özge Zaim ile göz göze geldik. Her ikimizde endişeyle birbirimize baktık. O an dedim ki, “Özge Allah korusun söz konusu İstanbul depremi olsa burayı düşünemiyorum bile!” Bizim Özge ‘de, “Aynen abi emin ol ben de etrafı seyrederken aynı şey aklımdan geçti, ben de sana aynı şeyi söyleyecektim” diye konuştu. İnsan çevreye aynı perspektiften bakınca böyle oluyor. Yani dünyanın mega kenti İstanbul bir taraftan trafikle boğuşurken, diğer yandan dönüşüm kaygısıyla da sadece İstanbul’da yaşayanların değil tüm Türkiye’nin derdi olmuş farkında olmadan.
İstanbul’u gördükten sonra aklıma Eskişehir geldi. İMO Başkanı Sevgili H. Orkun Kılıç’ın uyarılarını hatırladım. “Allah korusun büyük bir depremde Eskişehir’i gören bile olmaz” sözleri kafamın içerisinde döndü durdu. İstanbul’a bir ben gitmiyorum. Bu şehirden binlerce insanın gidip geldiğini biliyorum. Onlar hangi gözle bakıyorlar olaylara benim sorunum değil.
Bu arada Eskişehir’de trafik yoğunluğundan şikayet edenlere de küçük bir hatırlatma yapmakta fayda var. İstanbul’u görüp yaşadıktan sonra yatıp kalkıp şükretmeliyiz halimize. Sadece İstanbul’un o trafik yoğunluğundan çıkabilmek için bile 2.5-3 saat gerekiyor. Bu sakın şunu savunduğumuz anlamına gelmesin. “Eskişehir’de trafik sorununun çözümü için bir şey yapmaya gerek yok!” Hayır, öyle değil anlatmak istediğim şey. Biraz daha elimizi çabuk tutalım, biraz daha zamana karşı savaşalım.
Eskişehir’in en önemli eksikleri olarak bugünden yarınlara çocuklarımıza bırakabileceğimiz en güzel miras yaşanabilir bir Eskişehir’dir. Eskişehir’deki yaşamı kaos olarak niteleyenlere İstanbul turu yapmalarını öneririm. Çok uzun yıllardır İstanbul’daki hayata dair şöyle söylerim, “Boğaz’da daha doğrusu Beykoz’da Balık, Kanlıca da yoğurt yiyip İstanbul’un o güzel sülietine uzaktan el sallayıp döneceksin ve İstanbul’u uzaktan seveceksin!”
İstanbul’daki şartları yıllar sonra yakından deneyim leyince bir an önce Eskişehir’e dönmek istiyor insan. Şimdi işin doğrusu şu ki yakın gelecekte Eskişehir’de İstanbul olmasın istiyorsak hep birlikte hareke geçmeliyiz. Eskişehir’in en önemli sorunlarından birisi trafiğin rahatlatılmasından da önce yapı stokunun yenilenmesini hep birlikte başarmalıyız. Hem de “Amasız fakatsız” hep birlikte… Siyaset öncelikli değil Eskişehir öncelikli politikalara ihtiyaç olduğu kesin. Bir süredir süren “Rantsal çözüm” yerine gerçekten “Kentsel dönüşümü” gerçekleştirmek için iktidarı ile muhalefeti ile birlikte hareket edebilmeyi başarmalıyız.
Suni gündemler ile ileriye dönük siyasi hesaplar üzerinden politika üreterek bir yere gelinemeyeceğini artık anlamamız gerekiyor. Artık Eskişehir’in en önemli ihtiyaçlarını gözeten gerçekçi gündemleri tartışabilmeliyiz. Herkesin aklını başına alması gerektiğini buradan ilan ediyorum. Birileri hala hayal, rüya satmaktan vazgeçmeyebilirler ama ben diyorum ki, “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna” meselesi…