Yıllardır şartların getirdiği zorluklar sebebiyle tatil yapma fırsatımız olmadı. Geçtiğimiz Perşembe akşamı şehir dışına çıkmak durumundaydım. Eşimle birlikte dönüşte bir gece de olsa değişiklik olsun diye termal tesislerin olduğu bir yerde konaklayalım biraz olsun stres atalım diye düşündüm. Keşke düşünmez olaydım. Duyduğum fiyatlar karşısında kan beynime sıçradı. Termal tesislerde değil konaklamak saatlik ücretler bile alıp başını gitmiş. Saatlik ücretler kişi başı 150 TL ile 200 TL arasında değişiyor. İçinde konaklama yok, herhangi bir ekstrayı bırakın çay bile yok. Ekstraların tamamı ilave ücrete tabi. Onları soramadım bile. Bir otelde konaklamanın bedeli nerede ise Bin 500 TL. Sorduğuma, soracağıma pişman oldum ya neyse. Anladım ki öyle orta ve alt gelir gurubu diye kendini sınıflandıranların bırakın üç-beş gün tatil yapmasını pikniğe gitmeleri bile lüks sayılabilir. Bu olaydan bir gün önce 2eylül Haber editörlerinden Tuğba Aktay ile bürodan çıkıp Odunpazarı’na yürürken bir çiğ köfteciye uğradık. Bir gün önce kilogramı 150 TL’den satılan çiğ köftenin kilogramının 200 TL olduğunu öğrendiğimizde o kadar takılmamıştım işin doğrusu… Halbuki kafamızda bir işaret fişeği yakmıştı ama yine de kendimce “beklenen zamlar” diyerek geçiştirmiştim içimden. Bunları yazınca bazıları “senin dünyadan haberin yok!” diye dalga geçebilirlerse de hiç önemi yok.
Halbuki şehir merkezlerindeki kafelere, sözüm ona mekanlara bakın ağzına kadar çakılı. Kişilerin yedikleri, içtikleri şeylerin fiyatları konusunda bir fikir sahibi değilim ama oralarda bir bardak çayın bedeli herhalde 15 TL civarındadır. Diğer içecek türleri ile ilgili fiyatlar konusunda ancak fikir yürütebilirim. Gördüğüm ve yaşadıklarımdan önce bu tür fiyatların hava limanlarındaki fiyatlara göre normal olduğunu düşünürdüm. Bir gurup mutlu azınlık diyeceğim ama bu nasıl mutlu azınlıktır onu da tarif etmekte zorlanıyorum. Diğer tarafta, her geçen gün Pazar sonunu bekleyen garibanların sayısının arttığını bilmek, bir tarafta Bağlardan, Adalardan geçerken gördüğüm manzaralar karşısında iç geçirmek insanı karışık duyguların içine itiyor. Elbette ülkemiz insanı zenginleşsin, zengin yaşasın buna hiç ama hiç itirazımız olamaz. Benim dikkat çekmek istediğim konu gelir gurupları arasındaki uçurumun her geçen gün daha da artmasıdır. Sadece siyasette kutuplaşmıyoruz, aynı zamanda gelir adaletsizliği bakımından da ciddi şekilde ayrışıyoruz. Örneğin kurban bayramı yaklaşıyor. Et fiyatlarını değerlendirmeye bile gerek yok. Soruyoruz vatandaşa “Kurban kesebilecek misiniz? Kurban fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?” Aldığımız cevap alt gelir gurupları için, “Bu ücretlerle kurban kesilebilir mi?” oluyor. Üç-beş kat artan kira fiyatlarını da düşünün. TÜİK’in açıkladığı gerçeklerden uzak olduğunu düşündüğümüz fiyat artışlarını dikkate bile almaya değmez.
Seçimin dumanı daha tütmeye devam ediyor. Seçimin ardından hükümet üyeleri bile önceki gün açıklanmışken ve yaşanan ağır ekonomik tabloya rağmen mevcut iktidar güvenoyu aldı. Seçmenin tercihi herkes için baş göz üstüne. Bütün bunları yeniden gündeme getirmenin ne anlamı olabilir diyebilirsiniz. Seçmen geçmişte yaşadığı refah dönemine kendisini ulaştıracak iktidarın “AK Parti ve müttefikleri” olduğuna inanmış olacak ki tercihini o yönde kullandı. Bu gelişmeler karşısında söylenecek söz yok.
Ancak unutmamak gerekir ki mevcut iktidar tüm olumsuzluklara rağmen güven tazelemenin verdiği sorumlulukla alt gelir guruplarını rahatlatacak önlemleri almanın yanı sıra ekonominin yerinden oynayan taşlarını da yerli yerine oturtmak için çalışmalıdır. Seçim havasından çıkıp, ülkenin çözüm bekleyen sorunlarına hızla el atılmalı, özellikle de alt gelir guruplarını rahatlatacak önlemleri almalıdır. Yoksa giderek derinleşen gelir gurupları arasındaki uçurum kontrol edilemez hale gelecektir.
Son söz “bindik bir alamete sonu çıksın inşallah selamete!”