Seçimler bitti, kavgası bitmedi. CHP liderliğinde kurulan ittifakın aldığı sonuç üzerinden bir başarı hikayesi yazılacaksa, bu hikaye Demokrat Parti, Gelecek Partisi, Deva ve Saadet Partisi lehine yazılabilir. Saadet ve Demokrat Parti hariç seçmen kantarına çıkmayan partilerin mecliste ciddi milletvekili sayısı elde etmiş olması onların hesabına olumlu gelişmedir. Saydığım siyasi partilerin milletvekili seçiminde CHP’ye yüzdelik katkısı her zaman tartışma konusu olacaktır. Bu arada kayıp- kazanç hanesine bakıldığında masa ittifakının ana partilerinden ikincisi İYİ Parti de ise bir önceki seçimlere göre değişen bir şey yok. Orada kurucu kadroların önemli bir kısmının itiraz ettiği konu sermaye siyaset ilişkisi üzerinden yürüse de şimdilik orada işler stabil…
Seçimlerin ardından büyük şaşkınlığın yaşandığı yer ise CHP cephesi oldu. İlk birkaç gün alınan yüzde 48 civarındaki oy ile seçimi nasıl kaybettiklerinin şaşkınlığını yaşadılar. Sonrasında ilk operasyon MYK’da yapıldı. Ancak bu CHP içerisindeki tansiyonu düşürmeye yetmedi ve MYK ve PM’den olağan kurultay sürecinin başlatılması kararı çıkarıldı. Her seçim mağlubiyetinin ardından parti içindeki muhalefetin artık alışkanlığa dönüşmüş tavrı bu defa olağan kurultay sürecinin başlamasına yol açtı. Bir önceki seçimde CHP adayı olarak Muharrem İnce’nin partinin toplam oylarının yüzde 6’sı kadar daha fazla oy alması bir teselli ikramiyesi gibi iken bu defa konsolide edilen muhalefet cephesinin oylarının ikinci turda yüzde 48’nin alınmış olması “başarı mı, başarısızlık mı” tartışmasını da beraberinde getirdi. Bu tartışmaların sonucu olarak insan ister istemez, “CHP cephesi acaba seçimi kazanacağına inanmıyor muydu?” sorusunu soruyor kendi kendine.
Ben şahsen CHP’nin seçim sonuçlarını hala doğru okuyabildiği kanaatinde değilim. Kongre sürecinden sonra istenen veya beklenen “değişim” gerçekleşirse “değişim” isteyenler sonuçları doğru okuyabilecekler mi? Bundan da emin değilim. “Kent seçmeni ile kırsal kesim seçmeni” ayrımı bile seçim sonuçlarını tersten okumak anlamına geliyor. Bu ülkenin insanlarını kucaklamak iddiasıyla yola çıkacaksınız kazanamayınca “kırsal seçmeni, kent seçmeni” ile sonucu izah etmek çabası içerisine gireceksiniz. Olacak iş değil.
CHP’de şimdi ne olacak? CHP uzmanı olmadığımı geçmişte de yazmıştım birkaç kez. Ancak görebildiğim bilebildiğim kadarıyla siyaset okuması yaparak yorum yapabilirim. CHP lideri Kılıçdaroğlu, MYK değişimi ile “ateşi düşüremeyince” bu defa da “değişimin önünü açarım” diyerek kongre sürecinin fitilini ateşledi. Bu arada dikkatlerden kaçan bir şey var ki son MYK toplantısında yapılan görev dağılımı sırasında teşkilatları kimseciklere emanet etmedi. Teşkilatları doğrudan kendisine bağladı. Kılıçdaroğlu’nun “gemiyi sağlam limana kaptan taşır” diyerek değişimin önünü açarken yola devam etmek istediğinin mesajını mı verdiği, yoksa kendine yakın bir ismin liderliğine destek mi vereceğini anlamak için biraz daha beklemek gerek.
Bir de “değişim” talebinde bulunanların nasıl bir CHP hayal ettiklerini de tartışıp kamuoyuna bilgi vermeleri gerekiyor. Yani kamuoyunu ikna edecek bir değişim olacak mı, olmayacak mı? Kendilerinin ifadeleri ile “umudu” büyütebilecekler mi? Çünkü CHP’nin mevcut yönetiminin ve gelecek yönetiminin Cumhurbaşkanlığı seçiminde masa etrafında buluşan ve tercihini Kılıçdaroğlu’ndan yana kullanan 25 milyonun üzerindeki seçmene doyurucu ve inandırıcı bir açıklama borcu olduğu da kesin.
Yoksa “olağan işler” sınıfından ve parti içi kaygıların ötelenmesi, sorunların halının altına süpürülmesinden başka anlam taşımayan kongreler ile “umudu büyütmek” CHP adına mümkün değildir.