Seçimlerin ardından beklenen gelişmeler yaşanıyor. Seçim süreci boyunca baskılanan dolar freni boşalmış kamyon gibi aldı başını gidiyor. Nerede duracağı belli değil. Ekonominin direksiyonundaki isim değişse de garibanın kaderi değişeceğe benzemiyor. Dolar, avro arttıkça garibanın ekmeği küçülüyor. Emekli dul ve yetim, asgari ücretli hatta kamu çalışanları “dolarla maaş almıyor” ancak yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, hatta ihtiyaçlarımızın pek çoğu dolara endeksli olunca onun fiyatı artıyor, bizim ekmeğimiz küçülüyor.
Ekonomi uzmanı değiliz, ancak artık ekonominin nasıl yürüdüğünü anladık çok şükür. “Perşembenin gelişi, çarşambadan belliydi” o sebeple bu zam yağmurlarına tutulmamak kaçınılmazdı. Bu defa iktidar “seçim ekonomisi” denilen şeyi sonuna kadar uyguladı. Dolayısıyla “kaşıktan dökülenleri kepçe ile toplamak” zorunda kalınca hazine önce baskılanan dövizin üzerindeki baskıyı kaldırdı, ardından da ana maliyet kalemi üzerindeki en büyük etken akaryakıt fiyatları yükselmeye başladı. Üretimde kullanılan ithal malların fiyatları hemen hepsi artmaya başlayınca marketten bakkala kadar satılan ne varsa her şey vatandaşa “yol su elektrik” olarak geri dönüyor. Bu yağmurdan kaçış mümkün değil.
Zam denildiğinde ilk akla gelenlerin öncelik sırasına göre akaryakıt, sigara ve çay olduğunu nerede ise ezberledik. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın sigara konusundaki muhalefetini biliyoruz. Hatta başbakanlığı döneminde “Bozkırın Tezenesi” lakaplı büyük ozan rahmetli Neşet Ertaş ile bir canlı yayın sohbetinde kendisine Ertaş’ın nasıl itiraz ettiği günlerce konuşulmuştu. Özendirmek amacıyla değil ama sigara denildiğinde akla çayda geliyor ya hani…
Sigara’da paket başına 5 TL çok büyük bir zam. Toplam maliyeti 10 TL kadar bile olmayan sigaranın bugün 35-40 TL arasında satılması hiç de normal bir şey değil. Hadi sigarayı geçtik çaya yapılan yüzde 45’e yakın zam neyin nesi? Garibanın kahvaltıda içtiği bir bardak çayın maliyeti de artık insanlara “bu kadar da olmaz” dedirtiyor. İnsanlar şöyle konuşuyor, “tiryaki ile ne alıp veremediğiniz var?” Kolayı var vurun garibanın sırtına gitsin mi diyorsunuz? Sırada ekmek, şeker, ulaşım, su, enerji, yağ, süt ürünleri ve diğerleri var. Bugünkü şartlarda dar ve sabit gelirli için gelecek günler gerçekten çok zor geçecek.
Öte yandan bugün iktidar değişmiş olsa muhalefet iktidara gelmiş olsaydı tablo ne olurdu? Kesinlikle bugünkünden farklı şeyler olmazdı. Çünkü muhalefetin öteden beri çağrısı piyasa gerçeklerine dönülmesi yönündeydi. Klasik düzenin piyasa gerçekleri ne yazık ki bugün uygulanan politikaların tıpkısının aynısıdır. Suyu tersine akıtmak nasıl mümkün değilse serbest piyasa ekonomisi denilen ekonomik düzende eğer üretim kapasiteniz düşükse karşılaşacağınız tablo bugünden hiç farklı olmayacaktır. İhracatla övünürken ithalatı göz ardı etmek, katma değeri yüksek ürünler yerine harcı alem ürünler ile durumu idare etmek mantığını değiştirmek gerek. Muhalefet iktidara gelseydi bu mantığı bir günde değiştiremeyeceğine göre ve öncelikli çözümü zamdan başka bir şey olamazdı.
Mesela deniliyor ki “tarım stratejik bir sektör.” Buna kimsenin itirazı yok. Köylü nüfusun her geçen gün azaldığı tarımsal üretimin ana merkezi olan köylerin boşaldığı dönemde tarımsal ürünlerin miktarını bir günde birkaç ayda arttırmak mümkün değil. Ekonomi arz talep dengesiyle yürüdüğüne göre pazar fiyatlarında akşamdan sabaha bir ucuzluk beklemek mümkün değil. O sebeple muhalefet zaten durum tespiti yapana kadar yeni şartlarda ortaya çıkacaktı. Kısacası öyle ya da böyle fatura öncelikle garibana, çay sigara tiryakisine kesilirken gerekçede hazır, “Sağlık… sağlık!”