Türkiye’nin en ünlü kantocusu Nurhan Damcıoğlu’da hayatını kaybetti. Kendisine rahmet dileyelim. Yazının konusu elbette Damcıoğlu değil. Nurhan Damcıoğlu demişken onun yaptığı işlerden pek anladığım söylenemez. Hatta “erik dalı, zeybek ve diğerleri” gibi oyunlardan da anlamam. Bazen kendi kendime bir türkü mırıldanırım hepsi bu kadar. Sanat ve sanatçıya ise sevgim ve saygım sonsuz. “Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarında biri kesilmiştir” sözü çok yerindedir. Çünkü bilirim ki sanat hayatın ta kendisidir…

Her neyse Damcıoğlu’ndan aklımda kalan şey ise, “Yangın var yangın var… Ben yanıyorum, yetişin a dostlar tutuşuyorum” sözlerinden başka bir şey değil.

Yangın asıl başka yerde. Mutfakta, hanelerde, çarşıda pazarda… Asgari ücretlinin cebinde, emekli maaşı ile geçinebilmek için cambazlık yapan emeklinin aklında yangın var. Kimse yanlış anlamasın derdim kuru bir muhalefet yapmak değil. Öyle bir niyetim de yok. Ancak dedim ya “ben yaşamıyormuşum(?!)” aslında tam o konuya dikkat çekmek istiyorum. Sadece benim değil, geçim derdine düşmüş milyonlarda “yaşamıyormuş(?!)” anlayana.

Bir mutlu azınlık var mı? Fazlasıyla var. Hangi mahalleden olursa olsun kesinlikle mutlu bir azınlık var. O mutlu azınlığın “Yaşar ne yaşar, ne yaşamaz” kesimi ile hiçbir alakası ve yakınlığı yok. Onlar günlerini gün ediyorlar, keyiflerine bakıyorlar, tatillerine gidiyorlar, giyimlerinden kuşamlarından taviz vermiyorlar.

Geri kalan milyonlar için ne diyeceğiz? Onların gözü “doların, avronun” yükselişinde. Çünkü emekli, asgari ücretli ve dar gelirli kesimler yaşadıkları sonca tecrübeden sonra artık birer “ekonomi profesörü(!)” oldular. Şunu öğrendiler ki doların ve avronun yükselişi her zaman onlara “yol, su, elektrik(!)”olarak yani zam olarak geri dönüyor. Doların yükselmesi akaryakıt ürünlerinin zamlanması, onun yükselmesi ulaşımdan nakliyeye, hayatımızı derinden etkileyen zamlara dönüşüyor. İşin ilginç tarafı dolar düştüğünde ne yazık ki yağmur gibi yağan zamlar bir türlü vatandaşın lehine geri dönmüyor. Bu arada emeklilerimizin yeni bir meşgalesi daha oldu. Ucuz gıda maddesi bulabilmek için bir günün nerede ise 8 saati mesai harcıyorlar. “O market senin bu market benim” diyerek TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranlarını yakalamaya(!) gayret ediyorlar. Aslında TÜİK saha elemanı çalıştıracağına, işi emeklilere havale etse hiçte fena olmaz. Söz TÜİK’ten açılmışken onları doğalgaz buluşu(!) sebebiyle de tebrik etmek gerek. Sıradan insan kırk yıl düşünse Mayıs ayı doğalgaz faturalarının sepette sıfır olarak yazılmasını akıl edemezdi emin olun. TÜİK’in hamlesi öylesine sıradan bir hamle değil. O sıfır rakamı sayesinde milyonlarca emeklinin, milyonlarca memurun ve kamu çalışanın maaş artışında yaşanacak eksiklik sebebiyle doğalgaz bedelinin kaç katı olarak hazineye geri dönecek acaba? Yapılan uygulama “kaşıkla verip sapıyla göz çıkarmak” tan başka bir şey değil.

Şimdi bunları yazdım diye gönlü iktidardan yana gönül veren dostlar kızabilir. Önemli değil. Zira gerçekleri yazmazsak vebal altında kalırız. Muhalefete gönül veren dostlarda, “ha şöyle, gerçekler bu ya! Ne halleri varsa görsünler” diye öykünebilirler. Onlara da bir çift sözümüz var. “Siz ülkenin karşı karşıya kaldığı sorunların çözümü için ne söylediniz ki. Ya da söylediklerinizle niye inandırıcı ve ikna edici olmadınız?” Kimsenin bu anlattıklarımdan kendine yeni bir “hikaye” çıkarma hakkı yok. Eğer siz siyaset yapıyorsanız faturayı vatandaşa kesemezsiniz. Sizin göreviniz vatandaşı ikna etmek ve inandırmaktır. Vatandaşı ikna etmekte yaşanan onca olumsuzluğa rağmen başarısız olduysanız dönüp kendinize bakacaksınız…