Bizim çay ocağı işletmecisi bir kardeşimiz var. Ali Osman Gökçay… Zaman zaman yolumuzun üzerinde karşılaşır, selamlaşırız. Bazen beni çay içmeye ikna eder, çay içerken de sohbet ederiz… Memleketin her halinden haberdardır. Tam olarak “Hayat üniversitesi mezunudur.” Her gün yüzlerce insanın tartışmasına, eleştirisine, sohbetine tanıklık ettiği için dağarcığı epeyce doludur. Sosyal, siyasal ve kültürel her konuda fikir sahibidir. Kendisini çok severim. Bazen herhangi bir konuda fikrini açıklarken, “yedirmezler agacığım, yedirmezler!” diye noktayı koyar.

“Maaş hesaplama formülü değişiyor: SSK ve Bağ-Kur emeklisi için yeni sistem yolda! Emeklilik sistemine ilişkin yeni düzenleme hazırlıkları gündemdeki yerini koruyor. Emekli maaşlarının hesaplanma yöntemi ile mevcut gelir dengesizliklerinin giderilmesine yönelik çalışmalar sürüyor. Yapılması planlanan değişikliklerin emeklilerin maaş yapısını doğrudan etkilemesi bekleniyor.” Haberine rastlayınca aklıma bizim Ali Osman kardeşimizin sözü aklıma geldi ve kendi kendime sordum” Yedirirler mi agacığım?” diye sordum kendi kendime…

Haberin ayrıntılarında son dönemde çok tartışılan çok prim yatıranla, daha az prim yatıranlar arasında gittikçe kapanan hatta eşitlenen emekli maaşları ile ilgili düzenlemede, “Dile getirilen iddialara göre, emeklilere yönelik yeni düzenlemelerin hayata geçirilmesiyle en düşük emekli maaşı uygulamasına duyulan ihtiyacın ortadan kaldırılması hedefleniyor. Bu kapsamda emeklilik sisteminin genel yapısının yeniden ele alınacağı ifade ediliyor. Yurttaşlardan alınan geri dönüşler doğrultusunda yapılan değerlendirmelerde, düşük primle emekli olanlarla uzun süre yüksek prim ödeyenler arasındaki maaş farkının önemli bir sorun haline geldiği ifade ediliyor. Bu nedenle prim ödeme gün sayısı ve prim tutarlarının esas alınarak sistemin yeniden dengelenmesi gerektiği belirtiliyor.”
Bu düzenlemeler için çok geç kalınmadı mı? Bu çalışmalar ne zaman sonuçlanır? Bu soruların cevabı yok. Ama bir çalışma başlatılmış mı, başlatılmış. Eh o zaman bu çalışma seçimlere yetişir herhalde. Bu işin yazı var, kışı var ne acelemiz(!) var değil mi?

Hem yetmiyor mu, yaklaşan Ramazan dolayısıyla “beyaz et ihracatı” bayrama kadar durdurulmuş. 20 Bin lira emekli maaşı ile kırmızı ete ulaşması mümkün olmayan her zaman “iktidarı desteklemiş garibanlar, hiç olmazsa arada bir beyaz ete ulaşsın” diye önlem alınmış. “Beyaz et ihracatının durdurulması” aynı zamanda sanki emeklinin, dar gelirlinin “kırmızı ete ulaşımını” kabullenmenin sanskritçesi olabilir mi?

Bu düzenlemeler bugünden yarına olma ihtimali olan çalışmalar değil. Seçim ayarlı bu düzenlemelerin sonunda ortaya nasıl bir tablo çıkar? Örneğin en düşük emekli maaşıyla en düşük emekli maaşı arasındaki fark ödenmiş pirim gün üzerinden hissedilir bir iyileştirmeyi beraberinde getirir mi? Benim bu konuda pek de inancım yok. Zira her yapılan düzenleme emekliden de çalışandan da bir şeyler alıp götürüyor, her defasında olan garibanın ekmeğine oluyor.

Bugün yaşadığımız yüksek enflasyonun yanında 2 Binli yılların başından bu yana dar gelirliler ve emekliler için yapılan her düzenleme yeni hak kayıplarını da, sistemin daha da bozulmasını da beraberinde getirdi. Dolayısıyla yeni yapılacak düzenlemeden sonra yine bizim Ali Osman Gökçay’ın tabiri ile “Yedirmezler agacığım, yedirmezler mi?” diyeceğiz, yoksa rahat bir nefes mi alacağız hep birlikte göreceğiz. Ne zaman mı, “Dereye su geldiği zaman!”