Ahlak deyince aklınıza ne geliyor bilmem. Ama bildiğim bir şey var ki ahlaksızlık, vicdansızlık hatta şerefsizlik tabirleri bile bazılarını tanımlarken az bile kalır.

İnsanları dolandıranlardan söz ediyorum. Gariban vatandaşından, en tepedeki insanımıza kadar fırsat bulduklarında insanları dolandıranlar var ya onlara hangi hakareti etsek, nasıl yüzlerine tükürsek az gelir. Çünkü bunlar yüzlerine rahmet yağıyor deyip “şükür duasına” çıkarlar…

Parsadan’ı bilir misiniz? Selçuk Parsadan’ı belki yeni nesil hatırlamayabilir. “Saadet Zinciri” oluşturup sadece vatandaşı değil 1990’lı yılların başbakanını bile dolandıran, sonra cezaevinde şişlenen; dolandırıcılıktan mahkum iken cezaevinde ölen şahıstan bahsediyorum. Parsadan’dan sonra mertlik bozuldu. Onun bile tırnak içinde yazıyorum “bir ahlakı(!) vardı.” Bunlarda o da yok…

Dün Huzur Mahallesi Muhtarı Refik Özaydın’a gittik. Arkadaşlarımızla “2eylül’de Muhtarlar Konuşuyor” programının çekimi sırasında öğrendik ki 20’den fazla mahalle muhtarı dolandırıcı şoku yaşamıştı. Cep telefonlarını kilitlemek suretiyle hesaplara ulaşan dolandırıcılar muhtarların paralarını iç etme derdine düşmüşler. Allah’tan olay İl Emniyet Müdürü Yaman Ağırlar’a intikal etmiş. Yapılan çalışma ile güvenlik güçleri insanların daha fazla dolandırılmasının önüne geçmiş. Suçlular ile ilgili bilgilere ulaşılmış ve gerekli çalışmalar derhal başlatılmış. Bu bakımdan güvenlik güçlerine teşekkür borçluyuz.

Bu olay artık öyle bir boyuta ulaştı ki gerçekten nitelikli dolandırıcılık diye isimlendirilebilir. Daha önce benzeri bir dolandırıcılık olayını yaşayan bir yakınımız bize anlatmıştı. Dolandırıcılar dostumuzun telefonuna ulaşıp SİM kartını kilitleyerek hesaplarına ulaşmış. Arkadaşımız telefon elinde olmasına rağmen hiçbir müdahale şansı tanımamışlar. Nasıl oluyor da bu insanlar kişilerin özel bilgilerine banka hesaplarına kadar ulaşabiliyorlar? Benim aklım almıyor? Bu konuda gerçekten akıllı telefonlar ve akıllı telefonlar ile kullanılan sosyal medya mecraları insanımız için büyük tehdit oluşturuyor.

On yıllar önce Beyazıt Saat Kulesi’ni Anadolu’dan gelen vatandaşa sattığı rivayet edilen İstanbul’un “Sülün Osman”ını düşününce insan “ne kadar masum dolandırıcıymış(!)” diyorsunuz. Artık dolandırıcılar da çıtayı epey yükseltti.

Çünkü hazırı tüketmek, çalışarak kazanmaktansa “haram-helal” gözetmeden çalıp çırpmak hiçbir ahlaki değeri olmayanlar için vaka-i adi yeden sayılmaya başlanınca böyle bir problemimiz oldu. Alın terinin, emeğin değersizleştiği bir dünyada bu olayların olabileceğini öngörmeliydik. Ne yazık ki ön göremedik. Bütün mukaddes dinlerde çalmanın ahlaksızlık ve suç olduğu ortak kabul iken, “biz ne ara bu kadar bozulduk” acaba?

Geçmişinde komşunun bahçesine izinsiz girmeyen, girince de komşusundan gidip helallik isteyen bir milletin çocuklarının bugün kim ve ne olduğunu bilmediği binlerce insanın hesaplarını boşaltma cüretkarlığını göstermelerinin asıl sebebi nedir? Yaşadığımız olaylardan ders çıkartarak toplum olarak kendimizi masaya yatırıp çek etmemiz, yeniden değerlendirmemiz gerekiyor. Ne deniyordu? “Din güzel ahlaktır!” Önce insanımızın “güzel ahlaka” dönmesinin yollarını aramalıyız. Öyle göstermelik, günü birlik tedbirler ile değil, gerçekten, esastan bir önlemler dönemi başlatmalıyız..